Yükleniyor...

Sevgi, güven ve bilimle büyüyen bir okul: Eva Çocuk

13 Mart 2026

Bazen bir annenin kendi çocuğu için çıktığı arayış, pek çok çocuğun hayatına dokunan bir yolculuğa dönüşür. Eva Anaokulu’nun kurucusu Serap Cilli’nin hikâyesi de tam olarak böyle başlıyor. Annelikle birlikte değişen bakış açısı, onu çocuk gelişimi alanına yönlendirirken bugün eğitimde bütüncül gelişimi merkeze alan bir anlayışın temellerini atmasını sağlıyor.

 

Eğitim yaklaşımını bilimsel verilerle şekillendiren bu yolculukta, Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Hikmet Cilli de çocukların sağlıklı büyüme ve gelişim süreçlerini yakından takip ederek kuruma önemli bir katkı sunuyor.

Eğitim ve sağlığın aynı çatı altında buluştuğu Eva Çocuk’un hikâyesini Serap Cilli ve Dr. Hikmet Cilli’den dinledik.

Serap Hanım sizi tanıyabilir miyiz?

Uzun yıllar bankacılık sektöründe çalıştım. Planlı, disiplinli ve detay odaklı bir iş hayatım vardı. Ancak kızım Leyla Eva doğduktan sonra hayatımın merkezine bambaşka bir bakış açısı yerleşti. Kızımın gelişimini izlemek, doğru ortamı seçmek, her ayrıntıyı sorgulamak beni çocuk gelişimi alanına yaklaştırdı. Kızımı götürdüğüm KindyROO oyun okulunu zamanla sadece bir veli gözüyle değil, bir sistem gözüyle incelemeye başladım. Eğitim ortamı, yaklaşımı, çocukla kurulan ilişki beni çok etkiledi. Annelik yolculuğum aslında girişimcilik yolculuğuma dönüştü. Sonrasında bu kurumu devralarak sektöre adım attım ve bugün Eva Çocuk’un kurucusu olarak yoluma devam ediyorum. Hassas, detaycı ve gözlemci bir yapım var; bu özelliklerim çocukların güvenliği, gelişimi ve eğitim kalitesi söz konusu olduğunda benim en güçlü tarafım oluyor.

Eva Anaokulu hakkında bilgi verir misiniz? Ne kadar süredir faaliyet gösteriyorsunuz?

Eva Çocuk, çocuğun bütüncül gelişimini merkeze alan bir eğitim kurumudur. Kuruluş hikâyesi bir annenin arayışıyla başladı. KindyROO deneyimiyle temelleri atıldı ve zamanla kendi anaokulumuzu kurma hayaline evrildi. Bu hayalimiz, bu sene faaliyete geçen Eva Çocuk’la gerçek oldu. Bugün hem erken dönem gelişim programları hem de anaokulu eğitimi sunuyoruz. Amacımız akademik başarıdan önce güçlü bir gelişim zemini oluşturmak.

Kaç yaş grubuna yönelik hizmet veriyorsunuz?

Erken çocukluk dönemini kapsayan geniş bir yaş aralığına hizmet veriyoruz. Kindroo’da küçük yaşlardan itibaren çocuk kabul edebilirken, Eva Çocuk’ta 24 aydan 72 aya kadar farklı yaş gruplarına yönelik programlarımız mevcut. Her yaşın gelişimsel ihtiyacı farklı olduğu için sınıf yapılandırmalarımız da buna göre planlanıyor. Bizim için eğitim; çocuğun potansiyelini açığa çıkarma sürecidir. Çocuğu bir kalıba sokmak yerine, onun bireysel ritmini anlamaya çalışırız.

Okulunuzun eğitim anlayışını ve sizi ayıran temel yaklaşımı nasıl tanımlarsınız?

Biz eğitim anlayışımızı üç temel ilke üzerine inşa ediyoruz; güven, bilimsel temellilik ve bütüncül gelişim. Bir çocuğun öğrenebilmesi için önce kendini fiziksel ve duygusal olarak güvende hissetmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu nedenle okulumuzda kurduğumuz her sistem, güven duygusunu desteklemek üzere tasarlanmıştır. Eğitim modelimiz; çağdaş gelişimsel nörobilim verileri, Reggio Emilia yaklaşımının araştırma ve dokümantasyon kültürü, HighScope’un planla-yap-değerlendir sistemi ve Montessori’nin bağımsızlık anlayışından beslenir. Maarif planını esas alarak ve bu yaklaşımları kendi pedagojik süzgecimizden geçirerek uyguluyoruz. Bizim için eğitim, akademik kazanımların ötesinde; karakter inşasıdır. Sorumluluk alabilen, kendini ifade edebilen, öz düzenleme becerisi gelişmiş bireyler yetiştirmeyi hedefliyoruz.

Öğrenirken gelişim ve eğlenerek öğrenme kavramlarını günlük programınıza nasıl entegre ediyorsunuz?

Biz eğlenerek öğrenmeyi, yüzeysel bir etkinlik anlayışı olarak değil, içsel motivasyonu destekleyen bilimsel bir süreç olarak ele alıyoruz. Günlük programlarımız, yapılandırılmış akademik çalışmalar ile keşif temelli açık uçlu öğrenme alanlarının dengeli birleşiminden oluşur. Çocuklar bir kavramı yalnızca dinlemez; deneyimler, tartışır, üretir ve analiz eder. Drama, deney, sanat, doğa çalışmaları ve problem çözme temelli etkinlikler programın merkezindedir. Hareket, bilişsel gelişimin destekleyicisidir. Bu nedenle fiziksel aktivite programımız planlı ve sistemlidir. Açık hava etkinlikleri, denge-koordinasyon parkurları ve ince motor çalışmaları günlük rutinin ayrılmaz parçasıdır.

Çocukların bireysel farklılıklarını eğitim sürecinde nasıl gözetiyorsunuz?

Her çocuğun gelişimsel profili, öğrenme biçimi ve duyusal hassasiyetleri farklıdır. Öğretmenlerimiz sistematik gözlem ve dokümantasyon yaparak her çocuğun gelişim sürecini takip eder. Gerekli durumlarda bireyselleştirilmiş destek planları oluştururuz. Bizim sınıflarımızda karşılaştırma kültürü yoktur. Her çocuk kendi potansiyeli doğrultusunda ilerler. Bu yaklaşım hem akademik hem de duygusal güvenliği destekler.

Günlük programlarınızda çocukların zihinsel ve fiziksel gelişimini destekleyen hangi çalışmalar yer alıyor?

Programımız bilişsel, fiziksel ve duygusal gelişimi eş zamanlı destekleyecek şekilde tasarlanmıştır. Erken matematik, dil gelişimi, dikkat ve yürütücü işlev çalışmaları düzenli olarak uygulanır. Aynı zamanda açık hava etkinlikleri, büyük kas koordinasyon çalışmaları ve duyusal düzenleme aktiviteleri günlük planın önemli bir bölümünü oluşturur. Okul ortamımız çocukların güvenle hareket edebileceği, keşfedebileceği ve risk farkındalığını sağlıklı şekilde geliştirebileceği biçimde yapılandırılmıştır.

Çocukların sosyal becerilerini geliştirmek adına uyguladığınız özel çalışmalar var mı?

Sosyal gelişim, akademik gelişim kadar önceliklidir. Empati, iş birliği, sıra bekleme, çatışma çözme ve duygu düzenleme üzerine yapılandırılmış çalışmalar yürütüyoruz. Çocukların duygularını bastırmak yerine anlamlandırmalarını destekliyoruz. Öğretmen rehberdir; çözümü çocuk üretir. Bu yaklaşım, öz güveni ve problem çözme becerisini güçlendirir.

Oyun ve etkinlikleri planlarken hangi pedagojik yöntemlerden yararlanıyorsunuz?

Planlamalarımız bilimsel temellere dayanır. Reggio Emilia’nın keşif kültürü, HighScope’un sistemli yapılandırması, Montessori’nin bağımsızlık ilkesi ve çağdaş nörogelişimsel yaklaşımlar programın temelini oluşturur. Açık uçlu materyaller, araştırma köşeleri ve proje temelli çalışmalarla çocukların derin öğrenme deneyimi yaşamalarını sağlıyoruz. Biz pedagojiyi yalnızca uygulamakla kalmıyor, sürekli güncelliyor ve geliştiriyoruz.

Velileri bu sürece nasıl dahil ediyorsunuz?

Şeffaflık bizim temel prensibimiz. Aileler çocuklarının yalnızca ne öğrendiğini değil; nasıl hissettiğini, sosyal olarak nasıl ilerlediğini ve gelişimsel süreçte hangi aşamada olduğunu düzenli olarak takip edebilir. Günlük geri bildirim sistemimiz, gelişim değerlendirme görüşmelerimiz ve açık iletişim kanallarımız sayesinde aile-okul iş birliği güçlü bir zeminde ilerler. Ayrıca haftalık yemek menülerimiz, içerik bilgileri ve hijyen uygulamalarımız ailelerle açık şekilde paylaşılır.

Hijyen ve güvenlik konusunda nasıl bir sistem uyguluyorsunuz?

Hijyen bizim için detay değil, standarttır. Sınıflarımız ve ortak alanlarımız günlük dezenfeksiyon protokolü ile temizlenir. Oyuncaklar periyodik sterilizasyon sürecinden geçer. Mutfak alanımız düzenli olarak denetlenir ve gıda güvenliği prosedürleri titizlikle uygulanır. Personelimiz hijyen ve ilk yardım eğitimlidir. Giriş-çıkış kontrol sistemimiz bulunur ve ortak alanlar güvenlik kameraları ile izlenir. Çocukların hem fiziksel hem duygusal güvenliği önceliğimizdir.

Çocuklara mahremiyet ve sınır bilinci konusunda nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz?

Mahremiyet eğitimi erken çocukluk eğitiminin temel yapı taşlarından biridir. Çocukların kendi bedenlerini tanımaları, sınırlarını fark etmeleri ve “izin” kavramını öğrenmeleri küçük yaşlardan itibaren desteklenmelidir. Bu bilinç, hem öz saygının hem de güvenli birey olmanın temelidir. Okulumuzda çocuklara; bedenlerinin kendilerine ait olduğunu, istemediği bir temasa “hayır” diyebileceğini, bir başkasının sınırlarına da aynı şekilde saygı göstermesi gerektiğini; özel alan, özel eşya ve özel duygu kavramlarını yaş düzeyine uygun, sade ve güvenli bir dille öğretiyoruz.

Mahremiyet eğitimi bizde korku temelli değil; bilinç temellidir. Çocuğu ürkütmeden, güçlendirerek ilerleriz. Öğretmenlerimiz bu konuda eğitimlidir ve sınıf içinde kullanılan dil son derece özenlidir. Zorla sarılma, zorla öpme ya da istemediği bir fiziksel temasa maruz bırakma gibi uygulamalara kesinlikle yer verilmez. Aynı zamanda fiziksel güvenlik protokollerimiz, tuvalet ve bakım süreçlerimiz yüksek hijyen standartları çerçevesinde ve saygı ilkesi gözetilerek yürütülür. Çocukların özel alanlarına duyarlılık, kurum kültürümüzün bir parçasıdır. Biz çocuklara sadece “kendini korumayı” değil, “kendine değer vermeyi” öğretiyoruz. Çünkü sınır koyabilen çocuk, güçlü bir öz değere sahiptir.

Ve güçlü öz değere sahip çocuk, hem kendini hem başkasını korur.

Beslenme yaklaşımınızdan bahseder misiniz?

Beslenmeyi gelişimin temel yapı taşlarından biri olarak görüyoruz. Okulumuzda katkı maddesi içermeyen, mevsimsel ürünlerle hazırlanmış, dengeli ve temiz içerikli menüler hazırlanır. Hazır ve işlenmiş gıdalar kullanılmaz. Şeker oranı kontrollüdür. Protein, lif ve vitamin dengesi gözetilir. Yemeklerimiz hijyen standartlarına uygun olarak hazırlanır ve servis edilir. Beslenme konusunda da şeffaflık esastır; aileler menü içeriklerine düzenli olarak ulaşabilir.

Mezun çocuklarınızda en çok görmek istediğiniz kazanımlar nelerdir?

Bizim için en kıymetli mezun; yalnızca akademik olarak hazır bir çocuk değil, karakter olarak sağlam temeller üzerine inşa edilmiş bir bireydir. Bugünün çocuklarının önemli bir kısmının çekingen, kendini ifade etmekte zorlanan ve sınır koymakta güçlük yaşayan bireyler olarak büyüdüğünü gözlemliyoruz. Biz bu döngüyü kırmayı hedefliyoruz. Eva’dan mezun olan bir çocuğun; özgür düşünebilen, ne istediğini bilen, kendini açık ve saygılı bir şekilde ifade edebilen, kendi hakkını savunurken başkasının hak ve sınırlarına da saygı gösterebilen, “Hayır” demeyi bilen ama bunu nezaketle yapabilen, güçlü ama zarif bir duruşa sahip birey olmasını isteriz. Bizim için gerçek başarı; çocuğun öz değer duygusunun güçlü olmasıdır. Özgüvenli ama kibirli olmayan, atılgan ama saldırgan olmayan, nazik ama pasif olmayan bir denge kurabilmesi en temel hedefimizdir. Çünkü inanıyoruz ki akademik bilgi zamanla kazanılabilir; ancak sağlam bir öz güven, sağlıklı sınırlar ve güçlü bir karakter erken çocuklukta inşa edilir.

KindyROO çocukların gelişimine nasıl bir katkı sağlıyor, içeriğinden bahseder misiniz?

KindyROO, nöro-gelişim temelli, uluslararası bir erken çocukluk programıdır. Programın temelinde, erken yaşta hareketin beyin gelişimi üzerindeki etkisi yer alır. Bebeklikten itibaren denge, koordinasyon, çapraz hareket, mekânsal farkındalık ve duyusal bütünleme çalışmaları sistematik bir yapı içinde sunulur. Bu çalışmalar çocuğun sinir sistemi olgunlaşmasını destekler. Özellikle denge ve vestibüler sistem üzerine yapılan aktiviteler; dikkat süresi, öğrenme kapasitesi, öz güven ve öz düzenleme becerileri üzerinde olumlu etki oluşturur. KindyROO’nun en güçlü tarafı, çocuğun gelişimini yalnızca akademik beceriler üzerinden değil, nörolojik alt yapı üzerinden ele almasıdır. Yani önce sağlam bir gelişim zemini oluşturulur; akademik kazanımlar bunun üzerine inşa edilir.

KindyROO’yu diğer eğitim programlarından farklı kılan nedir?

KindyROO’yu farklı kılan en önemli unsur, bilimsel temelli ve yapılandırılmış bir gelişim sıralamasına dayanmasıdır. Program, çocuğun gelişim basamaklarını dikkate alarak ilerler. Denge, koordinasyon ve refleks bütünlüğü gibi temel nörolojik süreçler desteklenmeden üst düzey öğrenmeye geçilmez.

Bu programda ebeveynlerin rolü nedir?

KindyROO’da ebeveyn sürecin merkezindedir. Bütün etkinliklerde anne çocuğun eşlikçisidir. Program boyunca ebeveynlere basit ama etkili ev içi uygulamalar önerilir. Bu sayede öğrenme okulda kalmaz; ev ortamına taşınır ve süreklilik sağlanır. Hareket, oyun ve tekrar yoluyla çocuğun gelişimi desteklenir. Bir anne olarak bu sürecin içinde bulunmak benim için çok öğretici oldu. Kızım Leyla Eva ile birlikte deneyimlediğim bu program, eğitim yaklaşımımı da şekillendirdi. Bugün Eva Çocuk’ta uyguladığımız pek çok temel prensip, bu gelişim temelli bakış açısından beslenmektedir.

Hikmet Bey sizi tanıyabilir miyiz?

Çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanıyım. Mesleki pratiğim boyunca yalnızca hastalık tedavisine değil, sağlıklı büyüme ve gelişimin korunmasına odaklandım. Çocukluk dönemi, yaşam boyu sağlık temellerinin atıldığı en kritik evredir. Bu nedenle koruyucu hekimlik yaklaşımını her zaman öncelikli gördüm.

Bu eğitim kurumunda çocukların sağlığı size emanet. Bu süreç nasıl ilerliyor?

H.C.: Eğitim ortamı, çocuğun gününün büyük bir bölümünü geçirdiği bir yaşam alanıdır. Bu nedenle sağlık ve eğitim birbirinden ayrı düşünülemez. Kurum bünyesinde çocukların genel gelişim süreçleri yakından izlenir. Ebeveynlere düzenli bilgilendirmeler yapılır, gelişimsel sorulara bilimsel çerçevede rehberlik edilir. Ayrıca dönemsel sağlık bilgilendirme raporları ve yönlendirmelerle ailelerin bilinçli kararlar almasına destek olurum. Amacımız sadece hastalık anında müdahale etmek değil, sağlıklı gelişimi sürdürülebilir kılmaktır.

Okulda uygulanan eğitim ve aktivitelerin çocukların sağlığına katkıları nelerdir?

H.C.: Erken çocukluk döneminde hareket, sinir sistemi gelişiminin temel yapı taşlarından biridir. Denge, koordinasyon ve büyük kas aktiviteleri; kas-iskelet sistemi kadar beyin gelişimini de destekler. Yapılandırılmış hareket programları; duruş ve denge gelişimine, solunum ve dolaşım sisteminin güçlenmesine, bağışıklık sisteminin desteklenmesine, öz düzenleme ve dikkat kapasitesine olumlu katkı sağlar. Ayrıca güvenli ve hijyenik bir eğitim ortamı oluşturmak, çocukların fiziksel sağlığını korumanın temel koşuludur. Kurum içinde bu standartların sürdürülebilirliği benim için son derece önemlidir.

Eğitim ve sağlık iş birliğini nasıl tanımlarsınız?

H.C.: Sağlıklı bir beden, sağlıklı öğrenmenin ön koşuludur. Bir eğitim kurumunda çocuk doktorunun rehberliğinin bulunması; gelişimsel farklılıkların erken fark edilmesini, ebeveynlerin doğru yönlendirilmesini ve çocuğun potansiyelinin en güvenli zeminde desteklenmesini sağlar. Biz bu iş birliğini bir “ek hizmet” olarak değil, kurumun temel yapı taşlarından biri olarak görüyoruz.

Bir kız babası olarak babalığı nasıl tanımlarsınız?

Leyla Eva ile ilişkiniz sizin için ne ifade ediyor?

Babalığı benim için en doğru tanımıyla anlatmam gerekirse; bir çocuğun hayatında güvenli liman olabilmektir diyebilirim. Leyla Eva’nın babası olmak, bana her gün yeniden öğrenmeyi öğretiyor. Onu yalnızca büyüyen bir çocuk olarak değil, düşünceleri, duyguları, kendi fikri olan bir birey olarak görüyorum. Bu yüzden onu gerçekten dinlemeye çalışıyorum. Bir şey anlattığında aceleyle cevap vermem. Önce anlamaya çalışırım. Bir duygusu olduğunda “geçer” demem. O duygunun yanında dururum.

Benim için babalık; yüksek sesle otorite kurmak değil, sakin bir güven inşa etmektir. Çocuğun şunu bilmesi gerekir: “Babam yanımda.” Bir kız babası olmak ayrıca ayrı bir hassasiyet getiriyor. Leyla Eva’nın güçlü, öz güvenli ve ne istediğini bilen bir birey olarak büyümesini istiyorum. Kendi fikrini söyleyebilsin, gerektiğinde hayır diyebilsin. Ama bunu yaparken nazik ve saygılı kalabilsin. Ben ona sınır koyarken bile saygı göstermeye özen gösteririm. Çünkü bir çocuk saygıyı duyarak değil, görerek öğrenir. Babalık benim için sevgi göstermekten ibaret değil. Güven vermek, alan açmak ve gerektiğinde geri çekilmeyi bilmektir. Leyla Eva’ya bırakmak istediğim en büyük miras; güçlü bir öz güven ve her koşulda sevildiğini bilme duygusudur.

Eşinizle iş hayatında birlikte çalışmak nasıl bir deneyim?

S.C.: Aslında bizim için bu bir tercih değil, doğal bir akış oldu. Hikmet’le aynı zamanda çok iyi birer arkadaşız. Birbirimizi tamamlayan iki farklı yapımız var. Ben daha detaycı, planlı ve heyecanlı biriyim. O ise daha sakin, daha sistemli ve dengeli. Bu farklılıklar çatışma değil, denge yaratıyor. İşte aldığım bir kararı onun bütüncül bakışıyla değerlendirmek bana güven veriyor. O da eğitim tarafındaki gözlemlerimi çok önemsiyor. Birlikte çalışmak bizim evliliğimizi zorlaştırmadı aksine güçlendirdi.

Leyla Eva’nın doğumu hayatınızı nasıl değiştirdi?

S.C.: Leyla Eva benim için bir kırılma noktasıydı. Onunla birlikte hayatımın yönü değişti. Bir anne olarak “en doğru ortam neresi?” sorusunu kendime sormaya başladım. KindyROO ile tanışmam, ardından sektöre giriş yapmam hep bu sorgulamanın sonucuydu. Aslında kızım benim öğretmenim oldu diyebilirim.

Ebeveynlik yaklaşımınızı nasıl tanımlarsınız?

S.C.: Biz dengeli bir ebeveynlik modeline inanıyoruz. Ne aşırı koruyucu ne de tamamen sınırsız bir yaklaşım. Sınırlarımız net ama sevgimizi çok açık gösteriyoruz. Hikmet’in çocuk doktoru olması bize büyük bir avantaj sağlıyor ama evde “doktor baba” değil, “baba” var. Sağlık konusunda bilinçliyiz ama panik üzerinden değil, bilgi üzerinden hareket etmeye çalışıyoruz.

Birbirinizi ebeveynlikte nasıl destekliyorsunuz?

S.C.: Ben bazen fazla detaycı ve kaygılı olabiliyorum. Hikmet bu noktada bana denge oluyor. O bir durumu daha geniş çerçeveden değerlendirebiliyor. Ben ise çocuğun duygusal tarafını daha yoğun hissediyorum. Birimizin eksik kaldığı yerde diğerimiz devreye giriyor. Bu tamamlayıcılık Leyla Eva için de güvenli bir alan oluşturuyor.

Kızınızın geleceği için en çok neyi önemsiyorsunuz?

Öz güvenli, merak eden ve kendi kararlarını alabilen bir birey olmasını istiyoruz.

Başarıdan önce karakterin, akademikten önce sağlıklı gelişimin gelmesi gerektiğine inanıyoruz. Belki de Eva Çocuk’un temel felsefesi de buradan geliyor; sağlam bir gelişim zemini olmadan hiçbir şey kalıcı olmaz.

Sosyal Medyada Paylaş
GÜLŞAH SERT
Ekli Görseller