Yükleniyor...

Sevgi bizim en güçlü bağımız

16 Eylül 2026

Birbirlerine duydukları sevgi, üç oğullarıyla büyüttükleri sıcacık aileleri ve Gaziantep cemiyet hayatındaki aktif duruşlarıyla Eylül ve Mert Güllüoğlu, bu ay kapak konuğumuz. Bir yanda Güllüoğlu ailesinden devralınan iş mirasını geleceğe taşıyan Mert Güllüoğlu, diğer yanda hukuk eğitimi ve sosyal sorumluluk çalışmalarıyla kendi yolunu çizen Eylül Güllüoğlu… Gaziantep’in sosyal ve cemiyet hayatının sevilen çifti ile aşkı, evliliği, aileyi, çocukları ve birlikte kurdukları hayatı konuştuk.

 

Üniversite yıllarında başlayan ve beş yıllık birlikteliğin ardından evlilikle taçlanan hikâyeleri; bugün üç çocuklu, kalabalık ve bir o kadar da neşeli bir evin içinde devam ediyor. Birbirlerinin en yakın arkadaşı, sırdaşı ve yol arkadaşı olan çift, evliliklerini saygı, anlayış ve koşulsuz destek üzerine kuruyor. Bugün iş hayatından sosyal sorumluluk çalışmalarına, sivil toplumdan cemiyet yaşamına uzanan geniş bir alanda aktif olan Eylül ve Mert Güllüoğlu için tüm bu yoğunluğun merkezinde ise aileleri yer alıyor.

Sizi tanıyabilir miyiz?

E.G.: 1993 İstanbul doğumluyum. Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunuyum. Uzlaştırmacı avukat olarak Güllüoğlu Metal firmasında şirket avukatlığı yapmaktayım. Evli ve 3 çocuk annesiyim.

M.G.: 1992 Gaziantep doğumluyum. İlk, orta ve lise eğitimimi Gaziantep Kolej Vakfı Okullarında aldım, ardından Ankara Atılım Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümünü bitirdim. Çocukluğumdan bu yana içinde bulunduğum aile şirketlerimizde iş hayatına başladım. Şu an aktif olarak bir çok farklı sektörde faaliyet gösteren grup şirketlerimizin yönetim kurulu üyeliğini yapmaktayım. Ayrıca GAGİAD yönetim kurulu üyeliği, Gaziantep Futbol Kulübü yönetim kurulu üyeliği, Gaziantep Basketbol Kulübü yönetim kurulu üyeliği ve Gaziantep Ticaret Odası meclis üyelikleri gibi birçok dernek ve sivil toplum kuruluşunda görev almaktayım.

Ankara’dan Gaziantep’e uzanan süreç sizin için nasıl bir değişimdi?

E.G.: Öncelikle nişanlı olduğumuz zamanlarda Gaziantep'e taşınacağım için aşırı heyecanlıydım. Ama daha sonra bunun aslında çok büyük bir değişim olduğunu fark ettim. Çünkü tüm hayatım Ankara'da geçmişti ve tüm çevrem de oradaydı. Burada ilk yaşamaya başladığımda hiç arkadaşım yoktu. Fakat Mert, Mehlika annem, Aybüke beni hiç yalnız bırakmadılar… Buraya alışmam için bana hep destek oldular.

Gaziantep’in en zor alıştığınız ve en sevdiğiniz yönü ne oldu?

E.G.: Gaziantep'in en zor alıştığım yönü herkesin birbirini tanımasıydı. Böyle bir durumda tahmin edersiniz ki aralarına girmek, katılmak başta gerçekten zor oldu ama zamanla çok sevdiğim, çok değer verdiğim çok kıymetli arkadaşlıklara sahip oldum. Gaziantep’in en sevdiğim yönü ise şehrin konforlu olması ve sizi  sarıp sarmalaması. Gerçekten dışarıdan gelenlere sahip çıkıp, kucak açmaları, destek olmaları bence gerçekten çok kıymetli.

İki farklı şehir kültürü evliliğinize sizce nasıl bir renk kattı?

E.G.: Benim Ankara’da büyümüş olmam daha bireysel, düzenli, planlı ve sakin bir yaşam anlayışını beraberinde getirirken Mert’in Gaziantep’te büyümüş olması ise daha geleneksel insanların birbirinin hayatına daha fazla dahil olduğu bir kültürle şekillenmiş. Bu farklılıklar ilişkimize bazen zorlayıcı anlar getirse de, aslında bizim birbirimizin dünyasını genişleten iki insan yaptı. Ben Mert’in hayatına farklı bir bakış açısı, başka alışkanlıklar ve belki de daha farklı bir yaşam ritmi katarken; Mert de bana Gaziantep’in o güçlü aidiyet duygusunu, aile ve dostluk bağlarının sıcaklığını, birlikte olmanın başka bir halini gösterdi. Kısaca bizim hayatımında biraz Ankara biraz Gaziantep var.

Çalışma hayatınızdan bahseder misiniz? Hangi sektörlerde faaliyet gösteriyorsunuz, anlatır mısınız?

M.G.: Çalışkan, ilkeli, azimli bir dedenin ve babanın elinin altında yetiştim. Bu benim hayattaki en büyük şanslarımdan biridir. Dedem ve babam çok iyi bir tüccar olmanın sırlarını genç yaşta aşıladılar, bana düşen görev ise onlardan aldığım bayrağı daha ileriye götürmek oldu. Yıllar önce dedelerimizin temelini attığı şirketlerimiz bugün gıda, inşaat, hazır beton, demir-çelik, madencilik, alüminyum, ambalaj ve sağlık sektörlerinde faaliyet gösteriyor. Şirketlerimizin her aile ferdine ait farklı sorumlulukları var, benim sorumluluk alanlarım ise gıda, inşaat ve demir-çelik.

Aile mesleğini sürdürmek sizde nasıl bir aidiyet duygusu oluşturuyor?

M.G.: Atalarımızın değerlerine sahip çıkmak büyük bir onur ve gurur benim için. Bu değerleri korumak, geliştirmek ve gelecek nesillere taşımak çok ciddi sorumluluklar da içeriyor. Bu sorumluluk bilinciyle hareket edip, yaptığımız her işte en iyisi olmayı hedefliyoruz. Dede mesleğimiz olan baklavacılığı çocuklarım da öğrensin diye yeni bir marka geliştirdik; bu markanın hedefi butik, geleneksel Antep baklavası yapmak ve çocuklarımın da bu mesleği devam ettirmesini sağlamaktır. Ayrıca en büyük iştiraklerimizden olan inşaat ve gayrimenkul sektöründe de yıllardır süre gelen bir hizmet geçmişimiz var; yaptığımız her projemizde estetik ve sağlamlığıyla öne çıkan imza işler ortaya koyuyoruz. 

Sosyal hayatınızla, sosyal sorumluluk projelerindeki aktifliğinizle göz önünde bir isimsiniz. EMPATİ Derneği ve TOG üyesisiniz. GAGİAD Kadınlar Kurulunda da varsınız… Bahseder misiniz?

E.G.: Mert ile nişanlı olduğumuz dönemde GAGİAD’a üye olmasıyla benim de GAGİAD ile tanışma hikayem başladı. Zaman içerisinde GAGİAD sayesinde yalnızca bir çevrenin parçası olmakla kalmadım; hayatımda çok özel yerlere sahip olan, bugün dostum diyebildiğim pek çok güzel insanla tanıştım. Bu nedenle GAGİAD’ın benim için yeri her zaman çok özel ve kıymetli oldu.

Empati Derneği’ni de GAGİAD’daki arkadaşlarım sayesinde tanıdım. Yaptıkları çalışmaların topluma dokunan, anlamlı ve gerçekten içime sinen işler olduğunu gördükçe, ben de bu güzel çalışmaların bir parçası olmak istedim.

TOG Vakfı ile yollarım ise çok yakın arkadaşım, sevgili Ayten Kara sayesinde kesişti. Böylece farklı alanlarda çalışan, ortak bir amaç etrafında buluşan bu güzel yapıların içerisinde daha aktif rol alma fırsatı buldum. Dernek çalışmalarında aktif olarak yer almak beni gerçekten mutlu ediyor. Her birinde sahip olduğum bilgi, deneyim, zaman ve enerjiyi mümkün olduğunca en faydalı şekilde kullanmaya; sadece içinde bulunmak değil, gerçekten katkı sağlayan ve değer üreten biri olmaya özen gösteriyorum.

Eylül hanım hukuk eğitiminizin bugün sosyal sorumluluk çalışmalarınıza nasıl bir katkısı oluyor?

Hukuk eğitimi sosyal sorumluluk çalışmalarında düşündüğümüzden daha güçlü ve geniş bir avantaj sağlıyor. Özellikle sosyal sorumluluk çalışmaları sadece yardım etmek için değil, kalıcı bir sistem kurmak ve insanların hak ve imkanlara erişmesini sağlamak konusunda fark yaratır. Bu bakış açısı da sosyal sorumluluk çalışmalarında daha bilinçli hareket etmeme yardımcı oluyor.

İş hayatınızda prensipleriniz nedir?

M.G.: İlk önceliğim her zaman dürüst olmaktır. Çalışkan, azimli ve tuttuğunu koparan biriyimdir. Kafaya koyduğum veya hedef tanımladığım her işin sonuna kadar giderim. Sorumluluklarını bilen, yaptığı işten gurur duyan kişilerle çalışmayı tercih ederim. Bu anlayış da bizleri her zaman dinç tutuyor ve yaptığımız işlerin kusursuz olmasını sağlıyor.

GAGİAD yönetim kurulundasınız. GAGİAD’lı olmak sizin için ne ifade ediyor?

M.G.: GAGİAD üyeleri için hem samimi, güvenilir bir aile hem de çok fazla deneyim kazandıkları bir okuldur. Babamın kurucu üyelerden olması sebebiyle çocukluğumdan beri derneğimizin içindeyim. Sağlam dostluklar ve yol arkadaşları edindiğim bir yuva benim için GAGİAD. Gaziantep’in en önde gelen, saygın ve güçlü derneklerinden biriyiz. Şehrimize değer katan sosyal ve kültürel birçok başarılı projeye imza attık. Bu çatının altında olmak, şehrimiz ve üyelerimizin faydasına çalışmak bizler için büyük bir onur. Bu çatının devamlılığını sağlayıp, her dönem üzerine daha fazla koyarak ileride çocuklarımıza emanet etmek gibi bir anlayışa sahibiz. Bu anlayış, derneğimizin sürdürülebilir ve kalıcı olmasını sağlıyor. Gelecek nesillerin güvenle gelebilecekleri, arkadaşlıklar ve dostluklar edinebileceği bir ortam hazırlıyoruz. Böylesi güçlü ve etkin bir derneğin, bir dönem komisyon başkanlığı, ardından üç dönemdir de yönetim kurulu üyeliğini büyük bir onurla sürdürmekteyim.

Eylül hanım, Mert beyle tanışma hikâyenizi ve evlilik sürecini dinleyebilir miyiz sizden?

Mert’le üniversitede tanıştık. Ben birinci sınıftaydım, o ise ikinci sınıftaydı. O günden beri de hiç ayrılmadık. Üniversite yıllarımızı birlikte geçirdik, mezun olduktan sonra benim zorunlu stajım vardı. Stajımı tamamladıktan sonra nişanlandık ve ardından evlendik. Aslında birlikte büyüdük diyebilirim; üniversitede başlayan hikayemiz bugün hala devam ediyor.

Mert beyi birkaç cümleyle anlatmanızı istesek…

Mert bey her şeyden önce benim en yakın arkadaşım. Her şeyi onunla konuşup paylaşmayı çok seviyorum. Sadece bana değil, arkadaşlarına karşı da çok ciddi bir sırdaştır. Ona söylenen şey ebediyen onda kalır, benimle dahi paylaşmaz. Ayrıca inanılmaz neşelidir; bir gülüşü var, o gülmeye karşı siz de gülmeden edemezsiniz. İş konusunda disiplinlidir, elinden hiçbir şey kaçamaz. Onu bu kadar başarılı yapan şeyin sağduyusu ve çalışkanlığı olduğunu düşünmeden söyleyebilirim. Harika bir babadır; çocuklarla gerçekten çocuk olur. Onlarla olduğu an, gerçekten onlarladır, başka şey düşünmez. Ben çok tez canlı ve fevriyimdir ama o hep çok sakindir.

Mert bey, Eylül hanımla tanışma sürecini bir de sizden dinlemek isteriz…

Eylül hanım bana Ankara’da okumamın kazandırmış olduğu en büyük hediye. Daha üniversite yıllarımızın başında tanıştık. İlk gördüğüm günü hiç unutamam, tıpkı o günkü gibi hala aynı heyecanla, hiç ayrılmadan hayat yolculuğumuza devam ediyoruz.

Eylül hanımı birkaç cümleyle anlatmanızı istesek?

Eylül hanımı birkaç cümleyle anlatmak çok zor. Enerjisi yüksek, daima huzurlu ve olumlu bir bakış açısı vardır. Sorumluluk sahibi, üstlendiği her işi ve görevi layıkıyla yerine getirmeye çalışan biridir. Okumaya bayılır, bulduğu her fırsatta elinde kitabıyla okumaya çekilir. Bunun yanı sıra muazzam bir eğlence anlayışı vardır; gülmeyi, gezmeyi, hayattan keyif almayı bilir.

Eylül hanım nasıl bir annedir?

Her zaman çocuklarını el üstünde tutan, onları sonsuz sevgiyle büyüten, eğitici ve öğretici yanı çok gelişmiş, sürekli çocuklarına ‘yeni ne öğretebilirim, nasıl faydalı alışkanlıklar kazandırabilirim’ diye kendini geliştiren bir annedir.

Evliliğinizin olmazsa olmazları nelerdir?

E.G.: Birbirimize destek olmak ve sevmek. Bu ikisi evliliğimizi tanımlayan şeyler benim için. Çünkü sevginin çözemeyeceği hiçbir şey yoktur. En büyük problemler bile sevgi varsa önemsizleşir ve çözülür, ben buna çok inanıyorum. Anlayış, destek olmak gibi bunların hepsinin temelinde benim için birbirimize duyduğumuz sevgi var.

M.G.: Her şeyden önce saygı gelir. Saygının olduğu bir yuva asla zarar göremez. Her ne olursa olsun saygı ve sevgi çerçevesinde yaşayarak ve empati yeteneğimizi kullanarak her türlü sorunun altından kalkabiliyoruz.

Bir gün çocuklarınız bu röportajı okursa evliliğinize dair hangi cümlenizi hatırlamalarını istersiniz?

E.G.: Birbirimizi sevgili olarak ilk günkü gibi sevmekten hiç vazgeçmediğimizi, her zaman ilk birbirimize öncelik verdiğimizi, evliliğimizin sadece güzel anılardan ibaret olmadığını; birbirimizi seçtiğimiz, birlikte büyüdüğümüz ve hayatın farklı dönemlerinde birbirimize emek verdiğimiz bir yolculuk olduğunu hatırlamalarını isterim. En önemlisi de, onları çok sevdiğimizi ve kurduğumuz ailenin bizim için her zaman çok kıymetli olduğunu bilsinler isterim.

Üç oğlunuz var. Onlardan bahseder misiniz?

E.G.: 3.5 - 5.5 ve 7.5 yaşında 3 oğlumuz var. Her biri hem karakter hem de fiziksel özellikler olarak birbirinden çok farklı. Bugün sokakta yan yana bir arada dursalar kimse onları kardeş olarak düşünmez:) Karakterlerinin de birbirinden çok farklı olması bizim evi şenlikli bir ortama çeviriyor:)

Çocuk yetiştirirken özellikle önem verdiğiniz değerler neler?

E.G.: Ben çocukları sakin yetiştirmeye çabalıyorum ama açıkçası yaşlarının yakınlığı nedeniyle bu pek mümkün olmuyor. Onları dinlemeyi ve duygularını anlamaya elimden geldiğince özen gösteriyorum. Her biriyle özel vakit geçirmeye dikkat ediyorum fakat tabii ki bu her zaman mümkün olmuyor. Onlara sevgimi sunup, elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum diyebiliriz.

Mert bey nasıl bir babadır?

Mert bey çocuklarıyla her fırsatta oyun oynayan, ilgilenen sakin bir babadır. İlk çocuğumuzun doğumundan sonra yaşadığım doğum sonrası depresyonda gerçekten hem anne hem baba oldu. O yüzden o benim güvendiğim, sığındığım ekip arkadaşım. Herkes gibi tabii ki bizde çocuklardan dolayı anlaşamazlığa düşüyoruz ama babalığını her zaman takdir ediyorum. Onlar için elinden gelen her şeyin en iyisini yapmaya çalıştığını biliyorum.

Üç çocuklu evin enerjisini birkaç kelimeyle anlatabilir misiniz?

M.G.: Hiç bitmeyen bir enerji! Üç erkek çocuklu bir evi nükleer santrale benzetebiliriz, her an her şeye hazırlıklı olmanız gerekir.

Çocuklarınız hayatınıza neler kattı?

M.G.: Her ebeveyn gibi çocuklarımız en değerli varlıklarımız. Hepsinin ayrı ayrı karakterleri, davranışları var, hepsi farklı bir deneyim yaşatıyor. Onların geleceğini dizayn etmek ve koruma altına almak için şimdiden çok fazla emek sarf ediyoruz. Hayatlarımızı onlara ve geleceklerine göre yaşıyoruz.

Evde çocuklar üzerinde otorite hanginiz?

M.G.: Eylül hanım biraz daha yumuşak ve sürekli onlarla arkadaş gibi iletişimde olduğu için otorite ve kontrol mekanizması ben oluyorum.

Birbirinizi en çok hangi konuda tamamladığınızı düşünüyorsunuz?

M.G.: Çocuklarımız ile ilgili konularda Eylül hanımın ciddi bir sorumluluğu var. O, evdeki huzurumuzu korumakta çok iyi. Ben ise daha çok iş ve dış dünyayla bağlantılı olan kişiyim.

Hanginiz daha disiplinli, hanginiz daha spontane?

M.G.: Aslında disiplinli bir aile yapımız yoktur. Sabit kurallarımız dışında kalan kısımlarda spontane yaşarız. Anlık planlar yapmayı severiz.

Ailece neler yapmaktan keyif alırsınız?

M.G.: En büyük eğlencemiz evde sinema partisi, haftada en az bir gece sinema partisi yaparız. Çocuklarımızla beraber mıknatıs legolardan devasa şehirler inşaa ederiz. Playstation da kendi aramızda futbol turnuvası yaparız.

Özel ilgi alanlarınız var mı?

E.G.: Ben pastel boya ile resim yapmayı ve kitap okumayı çok seviyorum. Kitaplar hep en baştadır; elimde, çantamda, başucumda hep bir kitap bulunur. Mert’in evde olmadığı günler çocuklar uyuduktan sonra saatlerce kitap okurum. Bu özelliğim çocuklarıma da bulaştı. Ayrıca yemek yapmayı farklı yemekler denemeyi çok seviyorum . Bu yemekleri de Mert’e denetip bana uzun yorumlar yapmasını seviyorum, zaten kısa yorum yapmasına pek olanak vermiyorum :)  Mutfağı bu kadar çok sevmeme rağmen Gaziantep yemeklerini yapmada maalesef pek başarılı değilim.

M.G.: Seyahat etmeyi, uzun masalarda dostlarımızla beraber olmayı, çocuklarımla keyifli vakit geçirmeyi severim. Ayrıca araçlara ilgim çok fazladır.

Sevdiğiniz seyahat rotaları var mı?

E.G.: Dünyada keşfedilecek inanılmaz yerler var, o yüzden seyahat etmeyi çok seviyorum. Benim en sevdiğim seyahat rotası ise Londra. Günün sonunda hep “Londra ya gidelim mi?” cümlesi gelir benden.

Seyahat etmeyi sever misiniz? Seyahat planlarını kim yapar?

M.G.: Seyahat etmeyi çok severim, her fırsatta bir yerlere kaçarız. Genellikle çocuklarımızın henüz küçük yaşlarda olmasından dolayı ailemizle yurt içi tatillerini tercih ediyoruz. Dostlarımızla da senede en az iki kez yurt dışı tatili yaparız. Yeni yerler keşfetmek, yeni kültürler öğrenmek beni hep heyecanlandırmıştır. Gittiğimiz yerlerde otel seçimlerini ben, gezilecek görülecek ve restoran seçimlerini eşim yapar.

Modayla aranız nasıl, tarzınızı nasıl tanımlarsınız?

E.G.: Modayı çok ciddi takip ettiğimi düşünmüyorum. Sezonda hangi renkler trend, hangi parçalar kullanışlı bunları bilirim ve ona göre alışveriş yaparım ama bir şey sırf moda olduğu için onu satın almam, daha çok klasik uzun vadede kullanacağım şeyleri almayı severim. Genel olarak da çevrem beni ya elbise ya etekle görürler. Onların benim için daha konforlu ve bana daha çok yakışan parçalar olduğunu düşünüyorum.

Moda sizin için ne ifade ediyor? Takip eder misiniz?

M.G.: Modaya merakım olmadı, hayatım boyunca hiç takip etmedim. Eşim o konuda beni çok fazla yönlendirir, genellikle alışverişlerimi bile o yapar. Onun zevkine güvenirim.

Ev, iş ve sosyal hayat arasındaki tempoyu nasıl dengeliyorsunuz?

E.G.: Açıkçası denge konusunda çok başarılı olduğumu söyleyemem. Hatta bazen “denge” kelimesinin benim hayatımda biraz teorik kaldığını düşünüyorum. Üç çocuk, üç dernek, Empati Derneği ve GAGİAD’da yönetim kurulu üyeliği, bir yandan kitap kulüplerim, atölyelerim… Üzerine bir de günlük hayatı ekleyince takvimime bakıp benim de bazen “Ben bunu ne ara yapacağım?” dediğim oluyor.

Ama sanırım benim için mesele artık her şeyi kusursuz bir şekilde dengelemek değil; gerektiğinde birbirinden destek almak ve iyi bir sistem kurabilmek. Bu konuda Mehlika annem benim gerçekten en büyük destekçim. Hatta bazen “İyi ki Mehlika annem var” demenin çok ötesinde, “O olmasaydı ben bunu nasıl yapardım?” diye düşünüyorum. Çocuklarla ilgili konularda olduğu kadar hayatımın pek çok alanında da bana büyük bir destek oluyor. Onun varlığı bana hem güven hem de hareket alanı sağlıyor. Gerçekten çok şanslı hissediyorum.

Bir de Aybüke var. Mert’in kız kardeşiyken artık benim kız kardeşim oldu. Benim yetişemediğim yerde adeta ikinci bir “ben” gibi. Bir telefon uzağımda ve ne zaman ihtiyacım olsa çocuklara yetişiyor. Veli toplantısı mı var, oryantasyon mu var, kurs mu var… Ben başka bir yerdeysem Aybüke mutlaka orada oluyor. Bazen takvimime aynı saate üç şey koymuş olmamın sonuçlarını da o toparlıyor diyebilirim.

Bunun yanında yardımcılarımız da var. Zaman içerisinde herkesin birbirine destek olduğu bir sistem kurduk. Dolayısıyla çocukların, işlerin, derneklerin ve benim kendi yaptığım çalışmaların hepsini aynı anda sürdürebilmem biraz da bu ekibin sayesinde mümkün oluyor. Bu süreçte benim öğrendiğim en önemli şey şu oldu: Her şeye yetişmek zorunda değilim. Bazen bir şeyi ben yaparım, bazen bir başkası benim yerime yetişir. Önemli olan her şeyi tek başına sırtlanmak değil, hayatı paylaşabileceğin doğru insanlarla güzel bir düzen kurabilmek. Benim “denge” anlayışım da biraz böyle artık.

Gaziantep yemekleriyle aranız nasıl?

E.G.: Çok çok  iyi:) Yemek yemeyi aşırı seven biri olarak dünyada cennete düştüm.

Mutfakla aranız nasıl, yemek yapar mısınız?

M.G.: Elimin lezzetli olduğunu söylerler, öğrencilik yıllarında kazanmış olduğum az biraz yemek yapma becerim var. Nadiren de olsa mutfakta ailecek yemekler yapıyoruz. Mesleğimiz gereği küçük yaşlarda öğrendiğim baklava ve böreği çok güzel yaparım.

İkiniz de kendi alanlarında güçlü, aktif ve sosyal figürlersiniz. İki güçlü karakterin bir araya gelip 'tek bir ritim' yakalamasının sırrı nedir?

E.G.: Biz gerçekte çok farklı iki karakteriz. Eğer gerçekten zıt kutuplar birbirini çekiyorsa o biziz. Başlarda tabii ki ortak bir ritim yakalayamıyorduk. Üstelik biz birbirimizi çok uzun zamandan beri tanıyoruz. Fakat zamanla birbirimizin huylarını ve düşüncelerini iyice tanıdık, artık ortak bir noktada buluşabiliyoruz. Bu da yine bence sevgiden kaynaklanıyor. İnsan sevince her şekilde orta yol buluyor.

Ankara’nın kurumsal, bürokratik ve düzenli yapısıyla Gaziantep’in sıcak, dinamik ve köklü geleneksel yapısı aynı evde nasıl bir denge buldu? Evinizde hangi şehrin havası daha baskın esiyor?

E.G.: Sanırım evliliğimizde Gaziantep’in sıcaklığı biraz daha baskın; aile, dostluk, kalabalık sofralar ve birlikte olma hali hayatımızda önemli bir yer tutuyor. Ama Ankara’dan gelen düzen ve planlılık da işin diğer tarafında bizi dengeliyor. Aslında ikimizin de büyüdüğü şehirden bir parça var ancak dediğim gibi Gaziantep daha baskın.

Evliliğinizin ilk yılındaki Eylül ve Mert ile bugünkü Eylül ve Mert yan yana gelse, birbirlerine verecekleri en büyük hayat tavsiyesi ne olurdu?

E.G.: Evliliğimizin ilk yıllarındaki Eylül ve Mert, bugünkü bize sanırım “Birbirinizi dinlemeyi ve birbirinize zaman ayırmayı hiç bırakmayın” derdi. Hayatın, işin ve çocukların arasında bazen birbirimizi ikinci plana atabiliyoruz. O yüzden ilk yıllardaki halimiz bugünkü bize; birlikte geçirdiğimiz küçük anların aslında en kıymetli şeyler olduğunu hatırlatırdı. Bir de her şeyi bu kadar ciddiye almadan, daha çok gülün derdi.

Eylül hanım sizin ailenizden ve çocukluğunuzdan bahseder misiniz?

E.G.: Ailem, birbirine bağlı ve ilişkilerimizin oldukça güçlü olduğu bir aile. Annem kimya mühendisi ve uzun yıllardır aynı fabrikada üst düzey yönetici olarak çalışıyor. Babam ise Türk Hava Yolları’nda sorumlu kaptan pilot olarak görev yapıyor. İkisi de meslek hayatlarında oldukça disiplinli, çalışkan ve kendi alanlarında başarılı insanlar. Bir erkek kardeşim var. Kendisi Kanada’da önce Uluslararası İlişkiler eğitimi aldı, ardından gastronomi alanında eğitimine devam etti. Şu anda Kanada’da yardımcı şef olarak çalışıyor ve hayatını orada sürdürüyor.

Babamın eşi Zeynep abla ve onunla birlikte hayatımıza dahil olan iki harika kardeşim daha var. Yani aslında dört kardeşli büyük bir aileye sahibim :) Onlarla da oldukça yakın bir ilişkimiz bulunuyor. Aile olarak birbirimizin hayatında olmayı, sık sık görüşmeyi ve birlikte vakit geçirmeyi önemsiyoruz. Her ne kadar farklı yerlerde yaşasak ve herkesin kendi hayatı olsa da aramızdaki bağ oldukça güçlü. Özel günlerde bir araya gelmenin yanı sıra, günlük hayatın içinde de birbirimizi arayıp soruyor, mümkün olduğunca sık görüşüyoruz. Kısacası, farklı şehirlerde ve hatta farklı ülkelerde yaşayan bireylerden oluşsak da birbirine bağlı, iletişimi güçlü ve birbirinin hayatına gerçekten dahil olan bir aileyiz.

Ankara’ya, ailenize ve dostlarınıza özlem duyuyor musunuz?

E.G.: Ankara’yı tabii ki özlüyorum. Sonuçta çocukluğumun, gençliğimin, dostluklarımın ve birçok güzel anımın olduğu bir şehir. Bazen çok basit bir şey bile bana Ankara’yı hatırlatıyor. Ankara benim güvenli bölgem, sığınabileceğim yer. Bağımın kopması mümkün değil. Annem orada yaşıyor, ayrıca asla kopmayacağım çok sevdiğim arkadaşlarım da orada. Tek sorun aramızdaki kilometreler.

Aileniz Gaziantep’e geldiğinde birlikte yapmaktan en keyif aldığınız şeyler neler oluyor?

E.G.: Ailem Gaziantep’e geldiğinde aslında çok özel şeyler yapmaktan ziyade, birlikte olduğumuz o rutin anları yaşamayı seviyorum. Evlenmeden önce annemle beraber korku filmi öncelikli olmak üzere hep film izlerdik; şimdi Gaziantep’e geldiğinde yine birlikte film izlemek beni çok mutlu ediyor. Büyük aile kahvaltılarında buluşmak, beraber gülmek, yakın çevreyi gezmek, Gaziantep’e açılan yeni yerlere ailemi götürmek benim için çok keyifli. Sanırım benim için önemli olan ne yaptığımızdan çok, bunları birlikte yapmak.

Sosyal Medyada Paylaş
GÜLŞAH SERT