- Şehitkamil / Gaziantep
- +90 (342) 232 80 81
- info@cemiyet.com.tr
Eski Antep’in zarif tanığı Meral Dai
15 Nisan 2026Gaziantep’in köklü ailelerinden birine mensup olan Meral Dai, yalnızca kendi hayat hikâyesini değil; aynı zamanda bir şehrin değişen yüzünü, geleneklerini ve sosyal yaşamını da anlatıyor. Çocukluğunun geçtiği büyük Antep konaklarından Cumhuriyet döneminin renkli cemiyet hayatına, aile bağlarının belirleyici olduğu yıllardan toplumsal sorumluluk projelerine uzanan bu yolculuk; güçlü bir aile mirasının, zarafetin ve sosyal dayanışmanın izlerini taşıyor. Dai’nin anlatımı, geçmişin Gaziantep’ine açılan sıcak ve samimi bir kapı niteliğinde…
Meral Dai, çocukluğunu, ailesini, hatıralarındaki özlem duyduğu Gaziantep’i Cemiyet’e anlattı…
Çocukluğunuzdan ve ailenizden bahseder misiniz?
Atatürk Bulvarında, eskiden Hükümet Konağı olan, büyük hayatlı bir evde doğdum, büyüdüm ben. Bahçemiz Çukurbostan’a açılırdı. Antep’in o dönemler için en nezih bölgesiydi… Annem, babam, kardeşlerim, iki amcam, yengelerim, ninem ve kuzenlerimle birlikte yaşadık o büyük evde.
Dayı Ahmet Ağa İlkokulu ve sonrasında Kız Sanat Okulu’nda okudum. Kız Sanat Okulu parmakla gösterilen bir okuldu. Antep’in bilinen ailelerinin çocukları o okulda okuyordu. Ben de moda tasarım konusunda oldukça yetenekliydim. Okul bittikten sonra da arkadaşlarımla bağlarımızı hiç koparmadık. Her sene bir araya gelir, eğlenirdik.
BABAMLA HER ZAMAN GURUR DUYDUM
Babam Keyvanbey’lerden Kemal Bayram, annem Cenani’lerden Mihrinisa Bayram. Babam kimyagerdi, kardeşleriyle beraber ticaretle uğraşıyordu ancak Gaziantep Lisesi yeni kurulduğu dönem öğretmen olmadığı için okula Kimya öğretmeni olarak giriyor ve emekli olana kadar da ayrılmıyor. Öğretmenliğe büyük tutkusu vardı ancak aile mesleği olan ticareti hep devam ettirdi. Kardeşlerine kol kanat geren, sevilen sayılan bir adamdı.
Hilmi dedem Antep harbi döneminde Ömeriye Camisinden atılan kurşunla şehit edildiğinde babam 10 yaşındaymış. Babam sonrasında okumaya İstanbul’a gitmiş, kardeşlerini de okutmuş. Her birinin şehrimize güzel hizmetleri olmuş. Babamla her zaman gurur duydum.
BİRBİRİNİ SEVEN BÜYÜK BİR AİLEYDİK
Babam çok girişimci bir insandı. Şıhcan’da bir arsa aldı, bina yaptırdı ve adını Fıstık Palas koyarak otelcilik de yaptı. 3 kardeş işleri kendi aralarında anlaşarak yürütüyorlardı. Necmi amcam belediye reisliği yaptı, Beşir amcam inşaat mühendisiydi, müteahhitlik işleriyle uğraşırdı. Akşam olunca herkes o büyük Antep evimizde toplanırdı. Yaz aylarıysa bahçede, kış aylarıysa livanda yemeğimizi yer, sohbetlerimizi ederdik. Sonra da herkes kendi odasına çekilirdi. Birlik ve beraberlik içinde hareket eden, birbirini seven büyük bir aileydik. Çok güzel bir aile birliğimiz vardı.
Sonrasında aile büyüyünce babam, ‘Ben Şıhcan’a geçeyim, kardeşlerim burada rahat etsin’ dedi. Biz ailece oraya geçtik, babamın ticarethanesi de evin altındaydı. Bir süre orada yaşadık. Sonrasında 1950 senesiydi sanırım, Bahçelievler Mahallesine taşındık. Antep’in en gözde yerlerinden biri olmuştu orası ve bütün dost, akraba, arkadaşlarımız da oraya taşındı. Çocuklarımız gecelere kadar sokakta oynar, gençler bir araya gelir sohbet ederdi. İç içe, birbirine bağlı, dosttuk ilişkileri kuvvetli bir mahalleydi.
Evliliğinizden bahseder misiniz? Eşinizle nasıl tanıştınız?
Faruk Dai, halamın oğluydu, avukattı kendisi. Kız Sanat Enstitüsünü yeni bitirmiştim. Babam Faruk’u çok severdi, onunla evlenmem konusunda fikrimi sordu. Ben de kabul ettim ve evlendik. Çocukluğumuz birlikte geçmişti, birlikte çok vakit geçirdik. Beğeniyordum da kendisini:). Eşim çok sakin işinde gücünde bir insandı, kendini ailesine adamıştı. Evliliğimizin temeli saygı üzerine kuruluydu. Aile birliğine her zaman çok önem verdik, birbirimize her zaman destek olduk.
SIRA DIŞI BİR YAPIM VARDI
Benim biraz sıra dışı bir yapım vardı. Düğün alışverişi için İstanbul’a gittik. Beyoğlu’nda modacı Fegara’ya pembe tülden kabarık bir gelinlik diktirdim. Nikah kıyafeti olarak herkes siyah tayyör giyerdi, ben istemedim. Beyoğlu’nda Elmas Mağazasında gri bir dantel gördüm. Türkiye’ye dantel daha yeni yeni geliyordu yurt dışından. Fegara’ya gri gipür dantelden döpiyes diktirdim. Nikâhta o elbiseyle birlikte kırmızı çanta, kırmızı ayakkabı, kırmızı eldiven giydim. Antep’te bir ilkti bu. Amcam belediye reisi Necmi Bayram kıydı nikâhımı. 1956 yılıydı. Bey Mahallesindeki Papirüs olarak bilinen Antep evi eşim Faruk’ların eviydi. Kayınvalidemler, görümcemler hep birlikte o evde yaşadık. Babamın evinde de kalabalık yaşadığımız için alışık olduğum bir aile düzeniydi. 1960 ihtilaline kadar o evde oturdum. Görümcelerim evlenip evden ayrıldı. İhtilalden sonra kayınbiraderim tutuklandı. Eşim de abisinin davasına yardımcı ve destek olmak için Antep’ten ayrılınca babamın benim o kocaman evde yalnız kalmama gönlü razı olmadı. Atatürk Bulvarında Abdulkadir Göksel’in Apartmanında bir daireye yerleştirdi beni.
Sonrasında eşim dönünce Bahçelievler’de bahçeli bir eve yerleştik. Orada da çok güzel bir çevremiz vardı. Hem ailemin ahbapları hem bizim arkadaşlarımız hep orada oturuyordu. Komşularımız ve arkadaşlarımızla güzel vakit geçirdiğimiz çok güzel bir hayatımız oldu. 20 yıl orada yaşadık. Sonrasında eşim park çevresinde bir ev istediği için 100. Yıl Parkı civarındaki evimize taşındık.
Corona döneminde eşimi kaybettik, ben de 18 gün yoğun bakımda kaldım. Çok zor bir süreçti. Deprem olunca evimiz hasar gördü. Ben de bir süreliğine Ankara’ya gittim. Fakat Gaziantep’e dönmeyi her zaman arzu ettim. Çocuklarım, hayatımın çok büyük bölümünün geçtiği bu muhitte ev bulunca da hiç tereddüt etmeden Gaziantep’e geri döndüm. Gaziantep’in benim için ne kadar önemli olduğunu anlatmama kelimeler yetmez.
Derneklerde aktiftiniz ve toplumsal projelerde her zaman ön planda oldunuz. Anlatır mısınız?
Babam çok ileri görüşlü bir insandı. 1975 yılında Huzurevi Derneğini kurdu. Huzurevi için de Ankara’ya bakanlıklara gidip geldi, sevilen, sayılan bir insan olduğu için tüm işlemleri yaptı derken tamamlamaya ömrü vefa etmedi. Babamın dernek arkadaşları arasında Cemil Cahit Güzelbey, Yaşar Bahadır, Asım Ahi gibi değerli isimler vardı.
Babamın vefatından sonra şehrin ileri gelenleri derneğin başına benim geçmemi istedi. Fatoş Güzelbey, Suna Konukoğlu, Aysel Şerafettinoğlu arkadaşlarımla birlikte bir yola koyulduk. Dernekte görev alan herkes çok değerli, hepsinin derneğe önemli katkıları oldu. Başkanlık yaptığım sürede çok fazla etkinlik yaptık, geziler düzenledik. Her zaman insanlara faydalı olmak çabası içerisindeydim. Bu duygu babamdan bana bir mirastı. Bu dernek benim bu isteğimi gerçekleştirmem için vesile oldu. 34 sene başkanlık yaptım, 1997 yılında hacca gidene kadar da görevimi büyük bir özveriyle sürdürdüm, ardından başkanlığı devrettim. Şu an derneğin onursal başkanıyım. Filiz Kazaz’ın başkanlığını yürüttüğü derneğimizdeki Lale Akınal, Tuba Mazıcıoğlu, Ayşen Ahi gibi çok değerli isimler hep çekirdekten yetişmeler.
Bayramlar nasıl geçerdi, anlatır mısınız?
Bayramlar ailemiz için çok önemliydi, o kadar güzel geçerdi ki. Bayram yemekleri yapılır, bayram namazından sonra ailece birlikte yemeğe oturulurdu. Ailenin büyüğü evde oturur ziyaretçileri kabul ederdi. Ondan sonra da büyüklere bayram ziyaretleri yapılırdı. Büyük ve bilinen bir aile olduğumuz için diğer günlerde de evimizden misafir eksik olmazdı zaten. Evimizde misafir ağırlamayı çok severdik.
Doğduğum evin bahçesi o kadar genişti ki o bahçede yemekler, eğlenceler hiç eksik olmazdı. Ailem sürekli memleketin ileri gelenlerini ağırlardı. Belediye başkanı olan amcam kendi çevresini toplardı, ticaretle uğraşan amcam kendi çevresini bir araya getirirdi, babam da öğretmen arkadaşlarını… Biz yemeğimizi yer yemez annem bizi odalarımıza gönderirdi. Büyükler sohbet eder, eğlenirdi.
Sizin de kabul günleriniz var mıydı?
Genç kızlık yıllarımda her Çarşamba günü annemin kabul günü olurdu. Özenle hazırlanır, misafirlerini yine aynı özenle ağırlardı annem. Ben de evlendikten sonra aynı geleneği sürdürdüm.
Peki, sahreler nasıl olurdu?
Sahrelerimiz de çok güzel olurdu. Bizim evin yanında araba hanı vardı, oradan bizim fayton gelir sahreye Kavaklığa giderdik. Dolmalar, köfteler yapılır, götürülür en güzel örtüler açılırdı yere. Yemekler yenilir, üzerine helvalar yapılır, bastık çalınırdı. Şire çıkarılır, sucuk yapılırdı. Onlar yenilir, eğlenilir, sonra faytonlara biner evimize dönerdik.
Cemiyet hayatı nasıldı?
Gaziantep o yıllarda tüm özel günleri balolarla, eğlencelerle kutlayan çok renkli, münevver bir şehirdi. O yıllara dair en çok Cumhuriyet ve tıp balolarını hatırlıyorum. O kadar sık balo, özel gece olurdu ki, özenle hazırlanır özel kıyafetler diktirirdik. Terziler kıyafet yetiştiremezdi. Şık olabilmek için herkes birbiriyle yarışırdı. Biz de eşimle birlikte özel davet ve toplantılara katılmaya gayret ederdik. Evlendikten sonra ilk kez tıp balosuna gitmiştik, oraya giderken gelinliğimi giymiştim.
23 Nisan’da da çocuk balosu olurdu, ailelerimizle giderdik. Evlendikten sonra da biz çocuklarımızı götürdük. Okulların mezuniyet baloları olurdu.
Gaziantep Kolej Vakfı Kadınlar Kolu olarak senede bir defa balo yapardık. Antep’in ileri gelenleri katılırdı. Yapılan tüm eğlenceler, balolar ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olurdu. Nükhet Ersoy başkanlığında Yardımsevenler Derneği olarak da tiyatrolar, konserler düzenlerdik, çok değerli faaliyetlerde bulunurduk.
Yazlık sinemalara giderdik, çocuklarımızı da muhakkak götürürdük. Öğretmenler Lokalini benim babam kurmuştu. Babam eğlenceler düzenler, sanatkârlar getirirdi. Korolar olurdu, müzik yapılırdı. Büyük Kulüp vardı, bekarken babam bizi oraya yemeğe götürürdü. Baydar ve Nakıp Ali sinemasına çok giderdik.
