- Şehitkamil / Gaziantep
- +90 (342) 232 80 81
- info@cemiyet.com.tr
Evlilikte aynı yöne bakabilmek önemli
15 Nisan 2026Bu ay kapak konuklarımız mesleklerindeki ve aile hayatlarındaki dengeyi başarıyla sürdüren Gaziantep Üniversitesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Berna Kaya Uğur ve eşi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Mete Gürol Uğur.
Çift, mesleki hayatlarındaki disiplinleri ve akademik başarıları kadar, sıcak yuvaları ve kızlarına verdikleri değerle de örnek bir aile tablosu çiziyor. Hayatlarını saygı, sevgi ve sadakat üzerine kuran Uğur çifti; mutlu evliliğin sırrını, ‘Birbirinizin gözünün içine bakmak kadar birlikte aynı yöne bakabilmek de önemli’ sözleriyle ifade ediyor.
Mesleklerini seçerken hayallerini, sorumluluklarını ve insan sevgilerini önceliklendiren çift; güler yüzleri, pozitif iletişimleri ve disiplinli çalışma anlayışları ile hem meslektaşlarına hem de topluma ilham veriyor. Hem mesleki hem de aile hayatlarında örnek bir uyum sergileyen Uğur çifti ile hayatlarını, kariyerlerini ve birbirlerine olan bağlılıklarını konuştuk. Kızları Selin ve Duru’nun da eşlik ettiği çekimlerde gösterdikleri samimi ilgileri ve misafirperverlikleri için Uğur ailesine teşekkür ediyor; disiplin, sevgi ve saygıyla örülmüş bir yaşam öyküsünü sizlerle paylaşıyoruz.
Sizi tanıyabilir miyiz?
B.U.: 1977 Ankara doğumluyum. İlk öğrenimimi Ankara Bahçelievler Alparslan İlkokulu’nda, orta öğrenimimi ilk önce Konya Meram Anadolu Lisesi’nde ve orta sondan itibaren de Gaziantep Anadolu Lisesi’nde tamamladım. Tıp Fakültesini Atatürk Üniversitesi’nde okudum. Erzurum Ilıca MSO’da pratisyen hekim olarak çalıştım. O dönem AB desteğiyle kurulan Sağlık Bakanlığı Kanser Tarama Eğitim Merkezlerinin pilot kadrosunda görev yaptım. AB ülkelerinden seçkin akademisyenlerle meme, rahim ağzı ve cilt kanseri farkındalığı ve taraması üzerine sertifikasyon programlarını tamamladım. 2005 yılında dönemin en prestijli programlarından olan İstanbul Flavius Klinik’te Sağlık Bakanlığı Medikal Estetik Uzmanlık eğitimimi tamamladım. Aynı dönemde uzmanlık eğitimimi İstanbul’da almayı planlamışken, babamın kaybı nedeniyle TUS’ta Gaziantep Üniversitesi’ni tercih ettim. Anestezi uzmanlık eğitimime başladıktan sonra bu branşta ilerlemek daha ağır bastı. 2010 yılında Gaziantep Çocuk Hastanesi’nde mecburi hizmet yükümlülüğümü tamamladıktan sonra 2014 yılında Gaziantep Üniversitesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Ana Bilim Dalı’na öğretim üyesi olarak atandım ve 2022 yılında doçentlik unvanımı aldım. Halen aynı klinikte öğretim üyesi olarak görev yapmaktayım.
M.G.U.: 1975 yılında Gaziantep’te doğdum. Akyol İlkokulu ve sonrasında da mezunu olmaktan her daim gurur duyduğum Gaziantep Anadolu Lisesi’nde okudum. Hacettepe Üniversitesi, Tıp Fakültesi’nden 1999 yılında mezun oldum. İngiltere’de Sheffield Üniversitesi’nde staj yaptım. Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı’nda ihtisasımı yaptım. Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesinde mecburi hizmet görevimi tamamladıktan sonra 2008 yılında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı’nda Yardımcı Doçent Doktor olarak akademisyenlik hayatıma başladım. Doçent unvanımı 2013’te, profesör unvanımı da 2019’da aldım. İstanbul Şişli Memorial Hastanesi’nde ‘Tüp Bebek’ alanında yan dalımı yaptım. Üniversitede 10 yıl süre ile Ana Bilim Dalı Başkanlığı görevinin yanında Tıp Fakültesi Yönetim Kurulu Üyeliği, Tıp Eğitimi ve Bilişimi Ana Bilim Dalı Akademik Kurul Üyeliği görevlerini de yürüttüm. Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği (TJOD) Gaziantep Şube Başkanıyım. Ülkemizin önde gelen tüp bebek derneği olan “Üreme Tıbbı ve Cerrahisi Derneği” (ÜTCD) Yönetim Kurulunda görev yapmaktayım. 2023 itibarı ile kendi kliniğimde hastalarımı kabul etmekteyim.
Berna Hanım nasıl bir aile ortamında yetiştiniz, nasıl bir çocukluk geçirdiniz?
Üç çocuklu bürokrat bir ailenin ortanca çocuğuyum. Ablam Semra ve kardeşim Murat inşaat mühendisi. Babam Hüseyin Kaya, Mektebi Mülkiye mezunu bir bürokrat, annem Munise Kaya ev hanımı. Babam ülkemizin birçok ilinde görev yapmış. Çocukluğum Ankara’da geçti. Evimiz Anıtkabir’in tam karşısında idi. İlkokul çağlarımda İçişleri Bakanlığı koridorlarında büyüdüm denebilir. Kitap okumayı, bahçede oynamayı ve bebeklerine elbise dikmeyi seven mutlu bir çocuk olarak büyüdüm. Annemin elbiselik kumaşlarının ucundan parçalar kesip aşırmak dışında bir yaramazlık hikayem yok.
Ailemin Gaziantep’e gelişi iki kez olmuş. İlki babamın 1968’lerde Yavuzeli kaymakamı, ikincisi de Gaziantep Vali Yardımcısı olarak görev yapmasıyla birlikte... Sonrasında da Gaziantep’ten hiç ayrılmadık. 1989’da Antep’e geldiğimizde Ordu Caddesinde oturduk. Çok şehir gezmiş bir aile olarak o yıllarda bile Gaziantep’in sosyal ve kültürel olarak zenginliği bizi çok etkilemişti. Akşamüstleri Ordu Caddesinde ailece yürüyüşe çıkılırdı. Zaten ailem Yavuzeli kaymakamlığı dönemlerinde de Antep’in çok medeni bir sosyal ve kültürel hayatı olduğundan, Antep halkının girişimci ruhundan ve çalışkanlığından bahsederlerdi. Babamın mesleği gereği çok okul değiştirdim. Gaziantep’te uzun yıllar görev yaptığı için hayatımın kesintisiz en uzun öğrenim sürecini Gaziantep Anadolu Lisesi’nde geçirdim. O yüzden okulum ve arkadaşlarımla bağım bir başka. Günümüzde sık okul ve şehir değiştirmek çocuklar açısından dezavantajlı bulunur ancak bu değişimin bana hem sosyal olarak hem de vatan sevgisi açısından çok şey kattığına inanıyorum.
Meslek seçiminizde ne etkili oldu? ‘Hekimlik hayalinizdeki meslekti’ diyebilir miyiz?
B.U.: Açıkçası ilkokul yıllarımda biraz hayalperestmişim galiba çünkü astronot olmak istiyordum. Ortaokulun sonunda sayısala yönelimim olunca lisede fen bölümünde okudum. Fen branşında hem sosyal hem de akademik beceri gerektirdiği için bana en sıcak gelen meslek hekimlik oldu. Tıp fakültesini tamamen kendi isteğimle tercih ettim ve severek de okudum. Fiziksel, duygusal ve bilişsel olarak gerçekten çok yıpratıcı bir meslek ancak insanların şifa bulmasına vesile olmak veya ağrılarını dindirmek tarifsiz bir duygu. Ayrıca akademik olarak da bilgilerin sürekli güncel tutulması gerekliliği insanı zorla aktif tutuyor.
Mete Bey siz nasıl bir çocukluk geçirdiniz? Çocukluğunuzdan, ailenizden bahseder misiniz?
Mutlu ve biraz yaramaz bir çocuktum. Gaziantep’in eğitimine emek vermiş çok değerli iki eğitimcinin çocuğuyum. Annem Hatice Uğur ve rahmetli babam Halit Uğur tarafından insani değerlerin her zaman öncelendiği, eğitimli olmaya özendirilen, milli ve manevi değerlere saygılı bir ortamda büyüdüm. Babamdan dürüstlüğü ve çalışkanlığı öğrendim. Annemin müşfikliği ve engin sabrına hayranım. Çocukluğum güler yüzlü, kitap okunan ve kütüphanesi olan bir evde geçti. Ağabeyim Prof. Dr. Mehmet Birol Uğur her zaman yön gösterici ve ilham vericiydi. Yaş farkımıza rağmen çok iyi anlaşırdık. Bahçeli bir evde, doğayla temas halinde, özgürce oyunlar oynardık.
Hayalinizdeki mesleği mi yapıyorsunuz? Çocukluk, ilk gençlik yıllarınızda var mıydı farklı bir meslek hayaliniz?
M.G.U.: Evet. Tüm mesleklerin dolaylı olarak hizmet ettiği insanla direkt ilgilenmek ilgi çekiciydi. Kendimi bildim bileli “cerrah” olmak istedim. Hacettepe Üniversitesindeki öğrencilik yıllarımda bir insanın dünyaya gelişine şahitlik yaptığım an büyülendim. İlk yaptığım, annemi arayıp teşekkür etmekti. Kadınlarımıza ‘nazenin’ deriz. Annelik söz konusu olduğunda kadınlarımızın ne kadar güçlü olabildiklerini görmek etkileyiciydi. Anne olmak isteyen kadınlara adanmış bir meslek hayal etmeye değer.
Meslek hayatında ‘Mete Gürol Uğur’ nasıl biridir?
Biraz işkolik ve fazlaca titizim. Ama bu bazen yorucu olabiliyor. Bana nasıl davranılmasını istiyorsam hastalarıma da öyle davranmaya çalışıyorum.
Berna Hanım bir gününüz nasıl geçiyor?
İkimiz de cerrahi branşta olduğumuz için eşimle günümüz erken başlıyor. Hızlı da olsa mutlaka ailece kahvaltı yaparız ve eşimle sabah kahvesi içeriz. Mete Bey benim gibi bir çay tiryakisini de kahveye alıştırdı:). Tüm gün ameliyatlar, dersler, öğrencilerimiz ve asistanlarımızla akademik faaliyetler zamanımı dolduruyor. Sonra ikinci mesaime hazırlanıyorum:) Kızlarımızın okuldan gelmesiyle onların ödevleri, spor veya sosyal faaliyetleri tüm zamanımı alıyor. Akşam eşimin gelmesiyle ailece yemekte bir araya geliyoruz. Çocuklar uyuduktan sonra da kendime ait akademik çalışmalarıma yoğunlaşıyorum.
Mete beyle nasıl tanıştınız? Evlilik sürecinden bahseder misiniz?
Aslında aynı lise mezunuyuz ama çok ilginçtir ki lisede hiç tanışmadık. Halbuki çok da ortak arkadaşımız var. Uzmanlık için Gaziantep Üniversitesi’ne başladığımda ameliyathanede aynı odada çalıştığımızda tanıştık. O dönem Mete Bey baş asistandı. Çok ortak yönümüz olduğundan iyi arkadaş olacağımızı düşünmüştüm ama bir türlü arkadaş olamadık. Meğer niyeti arkadaşlıktan daha öteymiş:). Uzmanlığını bitirmesine çok yakın bir dönemdeydi, evlenme teklif etti ve kısa sürede evlendik. 20 yıldır hayatı paylaşıyoruz.
Tanışma hikayenizi bir de sizden duymak isteriz…
Sevgili eşim Berna Gaziantep Anadolu Lisesi’nde bir alt dönemde okumuş ama kader bizi uzmanlık eğitimimizde bir araya getirdi. İlk tanıştığımızda hastalarına karşı özenli, sorumluluk sahibi, her fırsatta kalın uzmanlık kitaplarına yönelen çalışkan bir asistandı. Cerrahi maskesi nedeniyle sadece gözlerini gördüm ve bu da yetti. Çocukluğumdan tanıyormuşum hissi ve mesleğine duyduğu saygı beni çok etkiledi. Kişiliğini tanıdıkça aşık olmamam imkansızdı.
Evliliğinizin olmazsa olmazları nelerdir? Evliliğinizi bir cümleyle özetlemek isterseniz bu ne olurdu?
B.U.: Evliliğin altın bir formülü var mı bilemiyorum. Biraz klasik olacak ama saygı, sevgi ve sadakat diyebilirim. Saygıyı önce söyledim çünkü saygının olmadığı yerde sevgi de çok uzun süreli olmaz herhalde. İyi birer arkadaş olmalı çiftler. Bence evlilikte birbirinizin gözünün içine bakmak kadar birlikte aynı yöne bakabilmek de önemli.
Sizin için bir evliliğin en önemli yapı taşları nelerdir? Siz evliliğinizi nasıl bir çerçevede tanımlarsınız?
M.G.U.: Ev, hepimizin tüm yorgunluğunu ve enerjisini bitirip geldiğimiz ve yeni güne hazırlandığımız hayat bahçemiz. Karşılıklı saygı toprak, tolerans su, sevgi ise güneş gibidir. Çift aynı yöne bakıyorsa o bahçe hep yeşil kalır.
Mete Beyi sizden dinlemek isteriz… Eşinizi nasıl tanımlarsınız?
Eşim çok çalışkan, vicdanlı, ailesine vatanına bağlı, prensipli bir insandır. Hekimlik, cerrahlık ve akademisyenlik yetenekleri ile ‘komple akademisyen’ olarak nitelendirebileceğim bir doktordur. Öğrenmeyi de öğretmeyi de çok sever. Bilgisi ve yeteneğini paylaşmakta cömerttir, bu nedenle birçok hekim ve akademisyenin kariyerine dokunmuştur. Hekimliğinde ise bilgi ve donanımının yanı sıra iletişimdeki yeteneğiyle de hastalarının şifa bulmasına vesile olur. Şefkatli bir babadır, mümkün olduğunca çocuklarına zaman ayırmaya gayret eder.
Berna Hanımı nasıl tanımlarsınız, genel yapı itibarıyla nasıl biridir?
Berna sorumluluk bilinci yüksek, zeki, iyi eğitimli, dürüst ve karakter sahibidir. Mantığı ve duygularını yönetmeyi bilir. Bulunduğu kuruma değer katan kaliteli bir bilim insanıdır. Yoğun çalışma hayatına rağmen evde özverili bir annedir. Tüm değerlerimi emanet edebileceğim yoldaşımdır.
Özel günlere dair bir ritüeliniz var mı?
B.U.: Özel günlerde olmazsa olmazımız sofradır. Mümkün olduğunca kalabalık bir sofra, özel gün ne olursa olsun bizi çok mutlu ediyor. Neticede Antepli bir ailede çok şaşırtıcı olmasa gerek:). Eşim de ben de buna önem verdiğimiz için özel günlerde mutlaka bizde toplanırız. Ayrıca sofra düzenini çok önemserim. Hiçbir yemek takımım dolapları beklemez. Hepsini bir bahaneyle mutlaka kullanırım. Yediğimiz yemeğin lezzeti kadar sunumunun da önemli olduğunu düşünüyorum. Çocukken de vitrinden annemin özel bardaklarını, takımlarını çıkarıp kullanır, yüreğine indirirdim.
Çocuklarınızdan bahseder misiniz?
B.U.: Ailemizin gözbebeği iki kızımız var, Selin ve Duru. Hayatımızın merkezi, yaşama sevincimiz ve amacımız sadece onlar. İkisinin de farklı karakter özellikleri ve yetenekleri olmasına rağmen temelde ikisi de saygılı, empati yetenekleri gelişmiş, doğayı ve hayvanları seven, arkadaş canlısı ve vicdanlı çocuklar.
Onları yetiştirirken özellikle dikkat ettiğiniz hususlar var mı?
B.U.: Evlat yetiştirmek gerçekten büyük sorumluluk. Çocuklarımızı vatanına bağlı, topluma faydalı, donanımlı birer birey olarak yetiştirmeye çalışmak her ebeveyn gibi bizim de en büyük gayemiz. Erken yaşlarda sanat, edebiyat ve sporla tanışmalarını çok önemsiyoruz. Mevcut eğitim sisteminde maalesef çocuklarımız yaşlarının gereğini yaşayamıyorlar. Yaratıcı yönlerinin körelmemesine gayret ediyoruz.
Çocuklar size en çok neyi öğretti?
M.G.U.: Belki her devrin şartlarında aynı söz kullanılmıştır ama şimdi çocuk olmak çok zor. En değerli şey zaman. Beraber, sağlıkla ve huzurla geçirilebilen her an eşsiz. Her zaman önceliğimizin bu olması gerektiğini onlar öğretti.
Çocuklarınıza vermek istediğiniz en önemli değer nedir?
M.G.U.: İyi birer birey olmaları, vatanına ve diğer insanlara faydalı olmaları. İnsan kendi değerini kendisi oluşturur.
Çocuklarınızın meslek seçiminde yönlendirme gibi bir durum söz konusu olacak mı? Onların da hekim olmasını ister miydiniz?
M.G.U.: Hekimlik sadece meslek değil, uygulama alanı insan olan bir sanattır. Çok özveri gerektirir. Mesleğimi seviyorum ve hekim olmalarını isterim. Fakat yeteneklerine uygun ve en önemlisi de kendi istekleriyle tercih edecekleri, yapmaktan mutlu olacakları mesleği seçmelerini isterim.
Ailece neler yapmaktan keyif alırsınız?
B.U.: Seyahat etmeyi, yemek yapmayı ve film izlemeyi çok severiz. Eğer kültürel bir seyahate gidiyorsak tatil öncesi ailece dersimize çalışır, gittiğimiz yerler hakkında bilgi sahibi olmaya çalışırız.
Keyif ve ilgi alanlarınız nelerdir? Ne sizi dinlendirir, motive eder?
B.U.: Sanatın her alanını seviyorum. Resim, müzik ve sahne sanatları ruhumu besler. Doğayı çok seviyorum. Güzel bir manzaraya karşı bir fincan çay veya kahve içmek en büyük zevkim. Eşimle beraber güzel mimariye sahip şehirlerin sokaklarında yürüyüş yapıp kaybolmayı seviyoruz. Mete gerçek bir gurmedir. Sayesinde benim de en büyük zevkim yemek yemek oldu:).
Tatil anlayışınız nasıldır? Dinlendirici mi olmalı, aktif mi?
B.U.: Aktif tatili her zaman tercih ederiz. Ancak tüm yılın yorgunluğunu atmak için bazen de dinlendirici tatile ihtiyacımız olabiliyor. Seyahati ailece çok seviyoruz. Bebekliklerinden bu yana iki kızımızla da her yere seyahat etmeye çalıştık. Bu şekilde hem anı biriktiriyoruz hem de birbirimize daha fazla kesintisiz vakit ayırabiliyoruz.
Mutfakla aranız nasıl?
B.U.: Evlenene dek mutfakla ilişkim aç kalmayacak kadar yemek yapmaktı. Çok şanslıyım çünkü ailemde ve çevremde maharetli birçok aşçı var. Bu nedenle geleneksel yemeklerde onlarla rekabet edemem. Ama ben de kendimi dünya mutfağında geliştirdim. Ayrıca mevsimin getirdiği sebze ve meyvelerle menü oluşturmaya çalışırım. Çoğu zaman dolabı açar mevcut malzemelerle doğaçlama yemekler yaparım. Bir bakıma sürdürülebilir bir mutfağımız var…
Sizi her daim şık görüyoruz. Tarzınızı tanımlar mısınız?
B.U.: Teşekkür ederim, çok zarifsiniz. Tarzımın ne olduğunu hiç düşünmemiştim. Sıkı bir moda takipçisi olduğum söylenemez. Ancak yerine ve zamanına göre giyinmeye özen gösteririm. Dolabımdaki 20 yıllık bir parçayla yeni bir parçayı rahatlıkla kombin edebildiğime göre stilim klasik diyebiliriz sanki.
Ev, iş ve sosyal hayat arasındaki tempoyu nasıl dengeliyorsunuz?
B.U.: Dengeleyebiliyor muyum bilemiyorum:). Hayatımın çok yoğun bir dönemindeyim. Şu anda sadece her bir kimliğimdeki görevlerimi vaktinde ve layıkıyla yerine getirmeye çalışıyorum.
Dâhil olduğunuz herhangi bir sivil toplum kuruluşu var mı?
B.U.: European Society of Anaesthesiology and Intensive Care (ESAIC), Türk Anesteziyoloji ve Reanimasyon Derneği (TARD), Türk Yoğun Bakım Derneği (TYBD) gibi mesleki derneklerin yanı sıra Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği (TÜKD) üyesiyim.
Sizin var mı özel ilgi alanlarınız? Nelerden keyif alırsınız?
M.G.U.: Seyahat etmeyi severim. Yeni kültürler tanımak, farklı gastronomileri denemek, insanlık geçmişine tanıklık etmek ve farklı coğrafyaları görmek. Hislere hitap eden müzik, yaşlılığa en önemli yatırım olan sporun yanında iyi bir sinema izleyicisiyim.
Sizin tatil anlayışınız nasıldır? Kültür, doğa, deniz… Tercihiniz hangi yönde?
M.G.U.: Hepsinden biraz. Farklı kültürleri tanımanın yolu gitmeden önce biraz okuyup oraların yerlisi gibi takılmak aslında. Damak tadı farklılıklarını tecrübe etmek, sokaklarında kaybolmak, küçük hatıralar almak güzel. Eşsiz müzeler var ve oralarda zamanın su gibi akıp gitmesi çok keyifli. Şehrin karmaşasından uzaklaşıp doğada vakit geçirmek de güzel. Sonuçta bize kalan sadece güzel anlar. Anı biriktirmek lazım.
Tercih ettiğiniz seyahat/tatil rotaları var mı?
M.G.U.: Türkiye’miz çok güzel. Kara çocuğu olmamıza rağmen Berna ile mavi yolculuğa aşık olduk. Onlarca kez yaşadık ve belirli aralıklarla denizin çağrısından kaçamıyoruz. Üzücü olan, her seferinde doğal güzelliklerimizin azalmasına, değer bilememezliğe tanıklık etmek. Farklı yurt dışı rotaları planlamayı da seviyoruz. Yazın Kuzey Avrupa, bahar aylarında İspanya gibi daha sıcak rotaları seçiyoruz.
Mete Bey, siz mutfağa girer misiniz?
Ben Gaziantepliyim ve bununla gurur duyuyorum. Damak paletimiz çok renkli. Belki de Gaziantepli olmanın olumsuz yönü de kötü lezzete sabrımızın olmaması. Sevgili eşim ve kızlarımla mutfakta vakit geçirmeyi, birbirimize farklı lezzetler hazırlamayı seviyoruz. Ben Berna Hanım’ı etçilleştirdim, o da beni otçullaştırdı. Güzel lezzetlere düşkünüm. Her zaman fırsatım olmasa da yemek yapmaktan da çok keyif alıyorum. Sevdiklerinizin yaptığınız yemeği beğenmesi mutluluğun yapılamayan resimlerinden biri olabilir.
