- Şehitkamil / Gaziantep
- +90 (342) 232 80 81
- info@cemiyet.com.tr
Beslenmede önemli olan sürdürülebilirlik
25 Mayıs 2026Sağlıklı yaşamın yalnızca bir “diyet listesi”nden ibaret olmadığını, aksine bedenin tüm ihtiyaçlarını anlayan bütüncül bir yaklaşım gerektirdiğini savunan Beslenme ve Diyet Uzmanı Begüm Coşkun, danışanlarına sürdürülebilir ve kişiye özel çözümler sunuyor. Beslenmeyi; yaşam tarzı, psikoloji ve fizyolojik denge ile birlikte ele alan Coşkun, modern yaşamın getirdiği sağlık sorunlarına yüzeysel değil, kökten bir bakış açısıyla yaklaşıyor.
Klasik diyet anlayışının ötesine geçerek danışanlarına kalıcı bir farkındalık kazandırmayı hedefleyen Begüm Coşkun için önemli olan yalnızca kilo vermek değil; bireyin bedenini tanıması, beslenmeyi öğrenmesi ve bu süreci hayatına sürdürülebilir bir şekilde entegre edebilmesi. “Amaç, bir süre sonra bana ihtiyaç duymayacak kadar bilinçlenmiş bireyler yetiştirmek” diyen Coşkun ile beslenmeye dair merak edilenleri konuştuk.
Sizi tanıyabilir miyiz?
1998 Gaziantep doğumluyum. 2020 yılında İstanbul Aydın Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nden mezun oldum. Ardından aynı üniversitede yüksek lisans eğitimimi tamamladıktan sonra Mutfak Sanatları Akademisi’nde bir yıl süren fonksiyonel beslenme ve mutfak eğitimi aldım. İstanbul’daki mesleki yolculuğumu Bi Clinic’te tamamladıktan sonra kendi danışanlarımla birebir çalışmaya başladım. Yaklaşık üç yıldır aktif olarak danışanlarıma hizmet veriyorum.
Kliniğinizde sunduğunuz hizmetlerden genel olarak bahseder misiniz?
Tıbbi beslenme tedavisi, gebelik ve emzirme dönemi beslenmesi, çocuk ve ergen beslenmesi, insülin direnci, bağırsak sağlığı ve hormonal denge üzerine kişiye özel beslenme danışmanlığı hizmeti sunuyorum. Süreci yalnızca bir diyet listesi üzerinden değil, daha bütüncül bir yaklaşımla ele alıyorum. Bu noktada, danışanlarımın ihtiyaçlarına göre gıda intoleransı analizlerinden de faydalanarak beslenme planlarını daha hedefe yönelik hale getiriyorum.
Aynı zamanda, beslenme sürecini desteklemek amacıyla kas kütlesini artırmaya, yağ hücrelerini küçültmeye ve dolaşımı hızlandırmaya yönelik teknolojik uygulamalardan da yararlanıyorum. Bu uygulamaları tek başına bir çözüm olarak değil, doğru beslenme ile birlikte süreci destekleyen tamamlayıcı unsurlar olarak konumlandırıyorum. Her danışanımla çalışırken süreci oldukça detaylı ele alıyorum. Doğumundan bugüne kadar olan beslenme alışkanlıklarını, anne sütü sürecini, ek gıdaya geçişini ve güncel beslenme düzenini analiz ediyorum.
Özellikle yoğunlaştığınız bir alan var mı?
Bağırsak sağlığı ve metabolik sendrom üzerine çalışmaktan keyif alıyorum. Danışanla hangi hedefle başlarsak başlayalım, sürecin temelinde mutlaka bağırsak sağlığını ele alıyorum. Çünkü günümüzde birçok kronik rahatsızlığın ve metabolik problemin başlangıç noktası, bağırsak dengesinin bozulmasıyla ilişkilendiriliyor. Kilo verememe, ödem, şişkinlik, cilt problemleri ve hatta bazı hormonal dengesizlikler... Tüm bu tabloların arka planında çoğu zaman bağırsak sağlığının zayıfladığını görüyoruz. Bu nedenle süreci yüzeysel değil, temelden ele almayı tercih ediyorum.
Aynı zamanda obezite ve kilo verememe sürecinde danışanla uzun soluklu bir yolculuğa çıkıyoruz. Bu süreçte yalnızca kilo kaybı değil; kişinin beslenmeyi öğrenmesi, bedenini tanıması ve bunu hayatına entegre etmesi benim için en tatmin edici nokta. Benim için mesleğin en değerli tarafı, kilo alımının arkasındaki gerçek nedeni bulmak ve bu nedeni sürdürülebilir bir şekilde çözebilmektir.
Beslenme danışmanlığında benimsediğiniz temel yaklaşım nedir?
Eğer beslenmenin bir ekolü olsaydı, benim ekolüm kesinlikle sürdürülebilirlik olurdu. Kısa sürede hızlı sonuç vadeden popüler diyetler yerine, kişinin hayatına uyum sağlayabilecek, kalıcı ve dengeli bir beslenme modeli oluşturmayı hedefliyorum. Beslenme sadece “ne yediğiniz” ile ilgili değildir; aynı zamanda neyi, neyle ve nasıl tükettiğinizle ilgilidir.
Amacım, danışanlarıma yalnızca bir diyet listesi vermek değil; kendi bedenlerini tanıyabilecekleri, beslenme davranışlarını anlayabilecekleri ve bu bilgiyi günlük yaşamlarına entegre edebilecekleri bir sistem kazandırmak. Bu süreçte danışanın beslenmeyi öğrenmesi, disiplinli ve kararlı bir şekilde ilerleyebilmesi için ona rehberlik ediyorum. Hedefim, danışanın bir süre sonra beslenme konusunda dışa bağımlı kalmadan, kendi vücudunun ihtiyaçlarını okuyabilen ve bu doğrultuda doğru kararlar alabilen bir noktaya ulaşmasıdır. Yani aslında amaç; kısa vadeli bir diyet süreci değil, uzun vadede kişinin kendi sağlığını yönetebileceği bir farkındalık kazandırmaktır. “Benim hedefim, danışanımın bana bağımlı kalması değil; bir süre sonra bana ihtiyaç duymayacak kadar bilinçlenmesidir.”
Kişiye özel beslenme programları nasıl oluşturuluyor?
Süreç, danışanın tüm sağlık ve yaşam parametrelerini analiz ederek başlar. Kan değerleri, hormonal durum, uyku düzeni, stres seviyesi ve günlük yaşam alışkanlıkları bu sürecin temelini oluşturur. Bununla birlikte, kliniğimizde uyguladığımız gıda intoleransı analizinden de faydalanarak süreci daha hedefe yönelik planlıyorum. Kan parametreleri ve intolerans bulgularını birlikte değerlendirerek, vücudun verdiği sinyalleri doğru okumayı amaçlıyoruz.
Elde edilen sonuçlara göre, yüksek derecede intolerans gösteren gıdaları belirleyerek sürece bir eliminasyon diyeti ile başlıyoruz. Bu dönem, yalnızca bazı besinlerin çıkarıldığı bir süreç değil; aynı zamanda bağırsak ve karaciğer yükünü azaltarak vücudu dengelediğimiz bir hazırlık aşamasıdır. Bu süreci, vücudu beslenmeye hazırlayan bir “yeniden başlatma” gibi düşünebiliriz. Çünkü doğrudan diyet programına başlamak yerine, vücudun tolere edemediği gıdaları eleyerek ilerlemenin çok daha sağlıklı ve sürdürülebilir olduğunu düşünüyorum. Eliminasyon sürecinin ardından, vücudun ihtiyaçlarını yeniden değerlendirerek kişiye özel beslenme planını oluşturuyoruz. Danışanın yaşam tarzı bu noktada oldukça belirleyicidir. Örneğin yoğun çalışan ve çocuk sahibi bir bireyle, daha esnek zamanlara sahip bir danışanın programı aynı şekilde ilerleyemez. Bu nedenle beslenme planı, kişinin günlük hayatına uyum sağlayacak şekilde şekillendirilir.
Kilo oluşumuna sebep olan sağlık problemleri varsa nasıl bir yol izliyorsunuz?
Kilo çoğu zaman bir sonuçtur, sebep değil. Bu nedenle sürece yalnızca kilo odaklı değil, altta yatan nedenleri analiz ederek başlıyorum. Tiroid hastalıkları, insülin direnci, hormonal dengesizlikler, bağırsak problemleri ve duygusal yeme davranışları kilo artışına neden olabilen başlıca faktörlerdir. Ancak burada önemli olan, bu faktörlerin kişide hangi düzeyde ve nasıl bir mekanizma ile etkili olduğunu doğru şekilde tespit edebilmektir.
Bu noktada kan parametreleri, hormonal analizler ve danışanın yaşam tarzı birlikte değerlendirilir. Gerekli durumlarda gıda intoleransı bulgularını da sürece dahil ederek, vücudun verdiği tepkileri daha bütüncül bir çerçevede ele alıyorum. Elde edilen veriler doğrultusunda, eğer medikal bir durum söz konusuysa ilgili hekimle birlikte ilerleyerek beslenme tedavisini planlıyorum. Çünkü bazı durumlarda yalnızca diyet yeterli olmaz; multidisipliner bir yaklaşım gerekir. Sürecin en önemli kısmı ise, problemi baskılamak değil, kaynağını doğru yönetmektir. Bu nedenle hedefim yalnızca kilo kaybı sağlamak değil; metabolizmayı dengelemek, hormonları regüle etmek ve vücudu sürdürülebilir bir şekilde sağlıklı bir düzene taşımaktır.
Her diyet herkes için uygun mu? Popüler diyetlere bakış açınız nedir?
Popüler olan her şey sağlıklı olmak zorunda değildir. Moda nasıl her yıl değişiyorsa, popüler diyetler de dönemsel olarak öne çıkabilir. Ancak sağlık, trendlerle yönetilebilecek bir alan değildir. Her bireyin ihtiyaç duyduğu makro ve mikro besin ögeleri, vitamin, mineral ve enerji miktarı birbirinden farklıyken; herkese aynı beslenme modelinin uygulanması doğru değildir.
Günümüzde popüler diyetlerin yerini artık daha hızlı sonuç vadeden yöntemler, özellikle de zayıflama iğneleri almaya başladı. GLP-1 analogları olarak bilinen bu uygulamalar, hekim kontrolünde ve doğru şekilde kullanıldığında fayda sağlayabilir. Ancak bu tür uygulamalar tek başına bir çözüm değildir. Bu iğneler, sizi diyetten bağımsız bir şekilde kilo verdiren mucizevi yöntemler değildir. Aksine, doğru beslenme ve egzersizle desteklenmediğinde kas kaybı riskini artırabilir ve uzun vadede sağlıksız bir vücut kompozisyonuna yol açabilir. Kısa vadede hızlı sonuç veren bu yöntemler cazip görünse de, uzun vadede sürdürülebilir değildir. Çünkü kalıcı sonuçlar, tek bir yöntemle değil; beslenme, fiziksel aktivite, uyku düzeni ve stres yönetiminin birlikte ele alındığı bütüncül bir yaklaşımla elde edilir.
Kilo vermek için sağlıklı ve dengeli beslenmek tek başına yeterli mi?
Kilo kavramına tek başına odaklanmayı doğru bulmuyorum. Benim için önemli olan vücut kompozisyonudur; yani yağ ve kas oranı. Aynı kiloda iki kişi tamamen farklı bir görünüme sahip olabilir. Bu nedenle hedefimiz “kilo vermek” değil, sağlıklı bir vücut kompozisyonuna ulaşmak olmalıdır. Beslenme bu sürecin temelidir ancak tek başına yeterli değildir. Düzenli egzersiz, özellikle kas kütlesini korumaya yönelik çalışmalar, sürecin önemli bir parçasıdır.
Danışanlarınıza bu konuda ne öneriyorsunuz?
Danışanlarıma öncelikle tartıya değil, bedenlerine odaklanmalarını öneriyorum. Kilo bir sayıdan ibarettir; asıl önemli olan yağ oranı, kas kütlesi ve genel sağlık durumudur. Bu nedenle hedefin estetik bir sayı değil, sağlıklı bir denge olması gerektiğini vurguluyorum.
Diyet sürecinde başarılı sonuç alabilmek için motivasyon önemli midir?
Motivasyon önemlidir, ancak tek başına yeterli değildir. Motivasyon geçicidir; disiplin ise sürdürülebilirdir. Her gün aynı enerjiyle uyanmak mümkün değildir, ancak disiplinli bir sistem kurulduğunda süreç devam eder. Bu nedenle danışanlarıma motivasyondan bağımsız ilerleyebilecekleri bir düzen oluşturmayı hedefliyorum.
Gıda intoleransı testi de yapıyorsunuz. Nedir bu test?
Gıda intoleransı, vücudun bazı besinlere karşı hassasiyet göstermesi durumudur ve birçok sağlık probleminin tetikleyicisi olabilir. Bağırsak sağlığının günümüzde “ikinci beyin” olarak tanımlanması da bu önemin bir göstergesidir. Çünkü sindirim sistemi yalnızca besinleri parçalamakla kalmaz; aynı zamanda bağışıklık, hormon dengesi ve hatta ruh hali üzerinde doğrudan etkili bir rol oynar.
Cilt problemleri, migren, şişkinlik, hazımsızlık ve kabızlık gibi birçok semptomun altında, kişinin tolere edemediği besinler yatabilir. Burada önemli olan nokta şu: Sağlıklı olarak bildiğimiz her besin, herkes için sağlıklı olmayabilir. Örneğin yaban mersini antioksidan içeriğiyle ya da ananas içeriğindeki bromelain enzimi sayesinde ödem atıcı etkisiyle bilinir. Ancak eğer kişinin bu besinlere karşı intoleransı varsa, tam tersi bir etkiyle karşılaşabilir; ödem, şişkinlik, kaşıntı, sindirim problemleri veya baş ağrısı gibi şikayetler ortaya çıkabilir. Bu nedenle beslenmede “genel doğrular” yerine, kişisel toleransların belirlenmesi büyük önem taşır. Uyguladığımız test sayesinde kişiye özel hassasiyetleri belirliyor; ardından eliminasyon ve yeniden tanıtım süreci ile vücudun hangi besinlere nasıl tepki verdiğini gözlemliyoruz. Böylece danışana, gerçekten kendisine iyi gelen ve sürdürülebilir bir beslenme modeli oluşturabiliyoruz.
Sosyal medyada detoks önerileri arttı. Detoks herkes için uygun mu?
Detoks aslında vücudun kendi kendine yürüttüğü doğal bir süreçtir. Karaciğer ve bağırsaklar bu sistemi zaten aktif olarak yönetir. Karaciğer, toksik maddeleri faz 1 ve faz 2 süreçleriyle parçalar ve vücuttan uzaklaştırılabilir hale getirir. Bizim rolümüz, bu sistemi “başlatmak” değil; doğru şekilde desteklemektir. Bu noktada en kritik destek, bağırsak akışının düzenli çalışmasını sağlamaktır. Çünkü toksik maddeler vücuttan atılamadığında, bağırsaklar üzerinden tekrar emilme riski ortaya çıkar. Yeterli su tüketimi ve lif alımı, bağırsak hareketliliğini artırarak bu sürecin sağlıklı ilerlemesini sağlar. Aynı zamanda protein alımı da oldukça önemlidir. Çünkü karaciğerin dönüştürdüğü toksik maddelerin vücuttan uzaklaştırılmasında aminoasitler aktif rol oynar. Bu nedenle detoks sürecinde yeterli protein tüketimi, çoğu zaman göz ardı edilen ama temel bir gerekliliktir. Sosyal medyada sıkça gördüğümüz detoks suları ve kürler ise bu sürecin yalnızca küçük bir kısmını oluşturur. Destekleyici olabilirler, ancak tek başına belirleyici bir etkileri yoktur. Özetle; detoks bir kür değil, vücudun zaten sahip olduğu bir mekanizmadır.
Takviyeler için uzmana başvurmak şart mı?
Kesinlikle şart. Kontrolsüz kullanılan takviyeler karaciğer üzerinde ciddi bir yük oluşturabilir. Günümüzde gıdaların içeriğinde bile çeşitli kimyasallar bulunurken, bilinçsiz takviye kullanımı bu yükü artırır. Bu nedenle takviyeler mutlaka ihtiyaç doğrultusunda ve uzman kontrolünde kullanılmalıdır.
Yanlış yapılan diyetlerin sebep olabileceği sağlık sorunları nelerdir?
Yanlış yapılan diyetler çoğu zaman hızlı sonuç verse de, uzun vadede vücut üzerinde ciddi olumsuz etkiler yaratabilir. En sık karşılaşılan durumlardan biri kas kaybıdır. Vücut yeterli enerji alamadığında yağ dokusu yerine kas kütlesini kullanmaya başlar. Bu da metabolizma hızının düşmesine ve ilerleyen süreçte kilo vermenin zorlaşmasına neden olur.
Bununla birlikte, uzun süreli ve tek tip beslenme modelleri vitamin ve mineral eksikliklerine yol açabilir. Bu durum; bağışıklık sisteminin zayıflaması, saç dökülmesi, cilt problemleri, halsizlik ve hormonal dengesizlikler gibi birçok farklı tabloya neden olabilir. Yanlış diyet uygulamaları aynı zamanda kan şekeri dengesini bozarak insülin direncini tetikleyebilir, tiroid fonksiyonlarını olumsuz etkileyebilir ve sindirim sistemi problemlerine yol açabilir. Özellikle çok düşük kalorili veya dengesiz diyetlerde vücut bir süre sonra “koruma moduna” geçer. Bu durumda enerji harcaması azalır ve kilo kaybı dururken, yağ oranı korunmaya devam edebilir. Bu nedenle önemli olan hızlı kilo kaybı değil; vücudu dengede tutarak sağlıklı ve sürdürülebilir bir sistem oluşturmaktır.
Kliniğinizde teknolojik desteklerden yararlanıyor musunuz?
Evet, beslenme sürecini desteklemek amacıyla çeşitli teknolojik uygulamalardan yararlanıyoruz. Kas kütlesini artırmaya yönelik çalışan, metabolizma hızını destekleyen ve vücudu daha sıkı, daha fit bir görünüme ulaştırmayı hedefleyen sistemlerimiz bulunuyor. Bununla birlikte yağ hücrelerini küçültmeye odaklanan ve bölgesel incelmeyi destekleyen uygulamalar da sürece dahil edilebiliyor.
Ayrıca dolaşımı hızlandırarak ödemin azaltılmasına ve dokuların daha sağlıklı çalışmasına katkı sağlayan destekleyici cihazlar da kullanıyoruz. Ancak ben bu uygulamaları, tek başına bir çözüm olarak değil, süreci destekleyen “aksesuarlar” olarak değerlendiriyorum. Çünkü kalıcı sonuç, yalnızca cihazlarla değil; doğru beslenme, düzenli egzersiz ve yaşam tarzı değişikliği ile mümkün olur. Teknolojik destekler, doğru planlama ile uygulandığında süreci hızlandıran ve motivasyonu artıran etkili araçlardır.
