Yükleniyor...

Skolyoz tedavisinde erken farkındalık önemli

14 Ekim 2026

Uzman Fizyoterapist Tansu Yaşin, 10 yıllık mesleki deneyimini özellikle omurga sağlığı, skolyoz ve hareket sistemi problemleri üzerine yoğunlaştırarak sürdürüyor. Schroth terapisti olarak kişiye özel egzersiz ve rehabilitasyon yaklaşımları geliştiren Uzm. Fizyoterapist Yaşin, kendi kliniğinde skolyoz ve kifozdan bel-boyun problemlerine, klinik pilatesten sporcu rehabilitasyonuna kadar geniş bir alanda hizmet veriyor.

Tedaviyi yalnızca mevcut şikâyetin giderilmesiyle sınırlamayan Uzm. Fizyoterapist Yaşin, bireyin omurga yapısı, hareket alışkanlıkları, yaşam tarzı ve günlük ihtiyaçlarının bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde skolyozun erken fark edilmesinin önemine vurgu yapan Uzm. Fizyoterapist Yaşin, ebeveynlerin dikkat etmesi gereken belirtilerden tedavi sürecinin kişiye özel planlanmasına, Skolyopilates yaklaşımından sağlıklı bir omurga için çocukluktan itibaren kazanılması gereken alışkanlıklara kadar merak edilen pek çok soruyu yanıtlıyor. Uzm. Fizyoterapist Yaşin, ayrıca, “Ağrım yoksa fizyoterapiste ihtiyacım yok” düşüncesinin aksine, fizyoterapinin koruyucu ve önleyici yönüne de dikkat çekiyor.

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

Evliyim, 2 çocuk annesiyim. 10 yıldır fizyoterapi alanında çalışıyorum. Mesleki kariyerimde özellikle omurga sağlığı, skolyoz ve hareket sistemi problemleri üzerine yoğunlaştım.

Skolyoz alanına olan ilgim beni, zaman içerisinde bu alanda daha kapsamlı eğitimler almama ve kendimi özellikle kişiye özel egzersiz yaklaşımları konusunda geliştirmeme yönlendirdi. 2019 yılında Schroth eğitimimi tamamlayarak Schroth terapisti oldum. Bunun yanında yüksek lisans eğitimimi de tamamladım.

Bugün kendi kliniğimde özellikle skolyoz ve omurga problemleri başta olmak üzere, bireyin ihtiyaçlarına yönelik fizyoterapi ve egzersiz programları uyguluyorum. Benim için tedavinin yalnızca egzersiz yaptırmaktan ibaret olmadığını; kişinin omurgasını, hareket alışkanlıklarını ve günlük yaşamını bir bütün olarak değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum.

Mesleğimde en önem verdiğim noktalardan biri, bilimsel yaklaşımları kişiye özel tedavi planıyla birleştirmek. Özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde skolyozun erken fark edilmesi ve doğru şekilde yönlendirilmesi konusunda toplumda farkındalığın artmasını çok önemsiyorum.

Uzmanlık alanınızdan ve kliniğinizde sunduğunuz sağlık hizmetlerinden genel olarak bahsedebilir misiniz?

Uzmanlık alanım ağırlıklı olarak omurga sağlığı, özellikle de skolyoz ve kifoz gibi omurga deformitelerinin fizyoterapi ve rehabilitasyon süreçleridir.

Tamamladığım Schroth eğitimi doğrultusunda, skolyoz ve kifoz deformitesi bulunan bireylerin değerlendirilmesi, kişiye özgü egzersiz programlarının oluşturulması ve tedavi süreçlerinin takibi üzerine çalışıyorum. Tedavi yaklaşımımda her bireyin omurga yapısını, postürünü, hareket kapasitesini ve günlük yaşam ihtiyaçlarını değerlendirerek kişiye özel bir rehabilitasyon programı oluşturmayı önemsiyorum.

Kliniğimizde; skolyoz, kifoz ve diğer omurga deformitelerine yönelik Schroth egzersizleri ve Skolyopilates uygulamalarının yanı sıra; bel ve boyun fıtıkları, fibromiyalji ve çeşitli kas-iskelet sistemi problemlerinde manuel terapi ve osteopati yaklaşımlarından yararlanıyoruz.

Bunun yanında klinik pilates hizmeti, sporcu sağlığına yönelik terapötik egzersiz ve rehabilitasyon programları, lenfödem ve lipödem fizyoterapisi, pediatrik ve nörolojik rehabilitasyon ile kişinin ihtiyaçlarına yönelik fonksiyonel egzersiz programları da kliniğimizde sunduğumuz hizmetler arasında yer alıyor.

Temel yaklaşımımız, bireyi yalnızca mevcut şikâyeti üzerinden değil; hareket sistemi, yaşam tarzı ve fonksiyonel ihtiyaçlarıyla bir bütün olarak değerlendirmek ve kişiye özel, sürdürülebilir bir rehabilitasyon süreci oluşturmaktır.

‘Ağrım yoksa fizyoterapiste gitmeme gerek yok’ düşüncesi ne derece doğru? Koruyucu fizyoterapi mümkün mü?

Fizyoterapi, yalnızca ağrı veya hareket kısıtlılığı ortaya çıktığında başvurulan bir tedavi alanı değildir. En geniş anlamıyla fizyoterapi; bireyin hareket ve fonksiyon kapasitesini değerlendiren, mevcut fiziksel problemleri tedavi eden, kaybedilmiş fonksiyonların yeniden kazandırılmasını sağlayan, mevcut fonksiyonların korunmasına yardımcı olan ve bazı durumlarda problemlerin ortaya çıkmasını veya ilerlemesini önlemeyi hedefleyen kapsamlı bir sağlık alanıdır.

Fizyoterapi; kas-iskelet sistemi, ortopedik, nörolojik, pediatrik, kardiyopulmoner ve romatolojik hastalıklar başta olmak üzere çok geniş bir alanda devreye girebilir. Bunun yanında spor yaralanmaları, ameliyat öncesi ve sonrası rehabilitasyon, omurga deformiteleri, kronik ağrı, denge ve yürüme problemleri, lenfödem ve lipödem gibi farklı durumlarda da fizyoterapi ve rehabilitasyon önemli bir yere sahiptir.

Aslında fizyoterapinin devreye girdiği nokta yalnızca bir hastalığın ortaya çıktığı an değildir. Bireyin hareket kalitesinde bir değişiklik, fonksiyon kaybı, postüral problem, kas kuvvetinde azalma, denge veya koordinasyon bozukluğu olduğunda ya da kişinin fiziksel kapasitesini geliştirmeye ihtiyaç duyduğu durumlarda da fizyoterapi değerlendirmesi yapılabilir. Bu nedenle fizyoterapi hem tedavi edici hem rehabilite edici hem de koruyucu bir role sahiptir.

Tedavi sürecinde öncelikle bireyin ayrıntılı değerlendirmesi yapılır. Ağrı, hareket açıklığı, kas kuvveti, postür, denge, koordinasyon, fonksiyonel kapasite ve kişinin günlük yaşam gereksinimleri değerlendirilerek problemin kaynağı ve bireyin ihtiyaçları belirlenir. Ardından kişiye özel bir rehabilitasyon programı oluşturulur. Bu programda terapötik egzersizler, manuel terapi, hareket ve postür eğitimi, fonksiyonel egzersizler, solunum çalışmaları ve gerekli durumlarda farklı fizyoterapi yaklaşımları kullanılabilir.

Özellikle kronik ve tekrarlayan problemlerde fizyoterapinin önemli bir amacı, yalnızca mevcut şikâyeti azaltmak değil, kişinin kendi bedenini ve hareketlerini daha iyi tanımasını sağlamaktır. Bireyin tedavi sürecine aktif katılımı, doğru hareket stratejilerini öğrenmesi ve bunları günlük yaşamına aktarabilmesi uzun vadeli sonuçlar açısından önem taşır.

Dolayısıyla fizyoterapiyi yalnızca “ağrıyı geçiren bir uygulama” olarak tanımlamak oldukça sınırlı olur. Fizyoterapi; hareketi değerlendiren, fonksiyonu geliştiren, kaybedilen kapasitenin yeniden kazanılmasını destekleyen, mevcut fonksiyonları koruyan ve bireyin yaşam boyunca daha sağlıklı hareket edebilmesine katkı sağlayan kapsamlı bir rehabilitasyon alanıdır.

Günlük hayatta yaptığımız hangi küçük hatalar ilerleyen dönemde ciddi kas-iskelet problemlerine dönüşür?

Günlük yaşamda yaptığımız bazı alışkanlıklar, tek başına ciddi bir kas-iskelet problemi oluşturmasa da uzun süre ve tekrarlayıcı şekilde devam ettiğinde vücudun hareket kapasitesini ve yük dağılımını olumsuz etkileyebilir. Burada önemli olan tek bir “yanlış hareketten” ziyade, bu davranışların zaman içerisinde tekrarlanması ve vücudun aynı yüklenmeye sürekli maruz kalmasıdır.

Örneğin uzun süre aynı pozisyonda oturmak, özellikle masa başında çalışırken veya telefon kullanırken saatlerce hareketsiz kalmak; düzenli hareket etmemek, günlük fiziksel aktivitenin yetersiz olması ve çalışma ortamının kişinin vücut yapısına uygun şekilde düzenlenmemesi sık karşılaştığımız durumlardır.

Skolyoz neden oluşur? Belli bir sebebi var diyebilir miyiz?

Ergenlik döneminde ortaya çıkan çağımızın hastalığı skolyozun neden oluştuğu, aslında skolyoz hakkında en çok merak edilen ancak tek bir cevapla açıklanamayan konulardan biridir. Öncelikle skolyozun tek bir nedene bağlı olmadığını, birden çok nedene bağlı olarak ortaya çıkabileceğini belirtmek gerekir.

Skolyozun en sık görülen tipi idiyopatik skolyozdur. “İdiyopatik” kelimesi, mevcut bilimsel bilgilerle belirlenebilir tek bir nedeninin ortaya konulamadığı anlamına gelir. Özellikle adölesan idiyopatik skolyozda genetik yatkınlık, büyüme ve gelişim özellikleri, omurganın büyüme paternleri ve nöromüsküler kontrol gibi birçok faktörün birlikte rol oynayabileceği düşünülmektedir. Ancak bunlardan herhangi birini tek başına “skolyozun nedeni” olarak göstermek doğru değildir.

Burada halk arasında önemli bir yanlış anlaşılmayı da düzeltmek gerekir; Skolyozun, çocuğun yanlış oturması, tek omuzda çanta taşıması, spor yapması veya normal günlük postür alışkanlıkları nedeniyle oluştuğunu söylemek doğru değildir. Bu faktörler skolyozun temel nedeni olarak kabul edilmemektedir.

Hangi belirtiler bizi/ebeveynleri skolyozdan şüphelendirmeli?

Skolyoz çoğu zaman özellikle erken dönemlerde herhangi bir ağrıya veya belirgin bir şikâyete neden olmayabilir. Bu nedenle ebeveynlerin çocuğun günlük yaşamındaki duruşunu ve vücut simetrisini gözlemlemesi önemlidir.

Özellikle önden veya arkadan bakıldığında omuzların aynı seviyede olmaması, bir kürek kemiğinin diğerine göre daha belirgin görünmesi, bel oyuntularında veya gövde ile kollar arasındaki boşluklarda sağ-sol farklılık olması, kalçaların asimetrik görünmesi dikkat edilmesi gereken bulgular arasındadır.

Bunun yanında çocuk öne doğru eğildiğinde sırtın veya belin bir tarafında diğer tarafa göre belirginleşen bir kabarıklık görülmesi de önemli bir işarettir. Bu nedenle klinik değerlendirmelerde kullandığımız Adams Öne Eğilme Testi, skolyoz açısından gözlem ve taramada değerli bir yöntemdir.

Skolyoz görülme sıklığı nedir? Hangi yaş gruplarında sıklıkla görülüyor?

Skolyoz toplumda düşündüğümüzden daha sık görülüyor. Genel olarak çocuk ve ergen popülasyonunda skolyoz prevalansı yaklaşık yüzde 2–4 civarındadır. Adölesan idiyopatik skolyoz ise en sık karşılaştığımız skolyoz tipidir ve özellikle büyümenin hızlandığı dönemlerde belirgin hale gelir.

Özellikle 10–15 yaş arasındaki hızlı büyüme dönemi, skolyozun fark edilmesi ve mevcut eğriliğin ilerleme açısından yakından takip edilmesi gereken önemli bir dönemdir. Adölesan idiyopatik skolyoz 10–18 yaş arasında görülür ve büyüme atağı sırasında eğriliğin ilerleme riski artabilir.

Özellikle küçük yaşlarda ve erken fark edilmesi tedavinin başarısında ne derecede etkili?

Skolyozda erken fark edilmenin önemi oldukça büyüktür. Ancak burada “erken fark edildiğinde kesin olarak düzelir” gibi bir ifade kullanmak doğru olmaz. Skolyozun seyri; eğriliğin derecesi, tipi, omurganın yapısal özellikleri, çocuğun büyüme potansiyeli ve eğriliğin ilerleme riski gibi birçok faktöre bağlıdır.

Çocukluk döneminde fark edilmeyen skolyozileriki yaşlarda hangi sorunlara yol açıyor?

Çocukluk veya ergenlik döneminde fark edilmeyen skolyozun ilerleyen yaşlarda nasıl bir seyir göstereceği, her birey için aynı değildir. Özellikle eğriliğin derecesi, yerleşimi, büyüme dönemindeki ilerleme potansiyeli ve iskelet gelişiminin tamamlanmasından sonraki seyri bu konuda belirleyicidir.

İlerleyen yıllarda karşılaşılabilecek sorunlar arasında kronik bel veya sırt ağrısı, gövde asimetrisinin belirginleşmesi, fonksiyonel kapasitede azalma ve yaşam kalitesinde etkilenme sayılabilir. Özellikle büyük torasik eğriliklerde göğüs kafesinin mekanik yapısının etkilenmesine bağlı olarak solunum fonksiyonlarında azalma görülebilir.

Her hastaya aynı egzersiz programı mı uygulanıyor yoksa tedavi tamamen kişiye özel mi planlanıyor?

Kesinlikle her hastaya aynı egzersiz programını uygulamıyoruz. Skolyoz, her bireyde aynı şekilde ortaya çıkan bir deformite değildir. Eğriliğin yönü, tipi, derecesi, omurgadaki rotasyon, kişinin yaşı, büyüme potansiyeli, postürü, kas kontrolü, solunum paterni ve günlük yaşam ihtiyaçları birbirinden farklı olabilir.

Skolyopilatesten bahseder misiniz? Nedir içeriği, kapsamı?

Skolyopilates; pilates prensiplerinin skolyozlu bireyin 3 boyutlu düzeltilmiş postürüne omurga ve postür özellikleri dikkate alınarak kişiye özel şekilde uyarlanmasıdır. Buradaki temel amaç, klasik pilates egzersizlerini herkese aynı şekilde uygulamak değil; kişinin omurga yapısını, eğrilik yönünü, postürünü, kas kontrolünü, hareket kapasitesini ve ihtiyaçlarını değerlendirerek uygun egzersizleri seçmektir.

Sağlıklı bir omurga için çocukluktan itibaren hayatımıza dahil etmemiz gereken alışkanlıklar nelerdir?

Öncelikle çocukların yaşlarına uygun şekilde aktif olmalarını ve farklı hareket deneyimleri kazanmalarını desteklemek gerekir. Koşmak, yürümek, tırmanmak, oyun oynamak, yüzmek, bisiklete binmek veya farklı sporlarla ilgilenmek çocuğun genel fiziksel gelişimine katkı sağlar. Burada tek bir “en doğru spor” aramak yerine, çocuğun keyif aldığı ve sürdürebildiği fiziksel aktiviteleri hayatının doğal bir parçası haline getirmek önemlidir.

Son olarak ne söylemek istersiniz?

Benim mesajım özellikle ebeveynlere; Çocuğunuzun duruşunda bir farklılık fark ettiğinizde bunu büyümesini bekleyerek geçiştirmeyin. Erken değerlendirme, gerektiğinde erken müdahale ve düzenli takip, skolyoz yönetiminde büyük önem taşır. İlk olarak bir hekime gidip tanı aldıktan sonra Schroth fizyoterapisti ile çocuğunuza özel egzersizlere başlamanızı tavsiye ederim.

Sosyal Medyada Paylaş
GÜLŞAH SERT
Ekli Görseller