- Şehitkamil / Gaziantep
- +90 (342) 232 80 81
- info@cemiyet.com.tr
Her doğum kendine özgüdür
14 Ekim 2026Kadın sağlığının her dönemine bilimsel ve bütüncül bir yaklaşımla eşlik eden Op. Dr. Atılım Gülçiçek, Özel Kemal Bayındır Hastanesi’nde Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı olarak görev yaparken, aynı zamanda hastanenin başhekimlik görevini de yürütüyor. Op. Dr. Gülçiçek, kadın sağlığından gebelik takibine, güvenli doğumdan hekimliğin insana dokunan yönüne kadar pek çok konuda önemli bilgilendirmelerde bulundu.
Öncelikle sizi ve hekimlik yolculuğunuzu tanıyabilir miyiz? Kadın doğum alanını seçmenizde etkili olan neydi?
1994 yılında Gaziantep’te dünyaya geldim. İlk ve orta okul eğitimimi tamamladıktan sonra öğretmen lisesini birinclikle bitirdim. Tıp eğitimimi İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi, nam-ı diğer Çapa Tıp Fakültesinde tamamladıktan sonra istanbul Üsküdar'da bulunan Zeynep Kâmil Kadın ve Çocuk Hastanesinde uzmanlık eğitimimi başarıyla bitirdim. Mardin Kızıltepe Devlet Hastanesindeki 3 yıllık zorunlu hizmetimin ardından memleketime dönüş yaptım. Eylül 2025 itibariyle Özel Kemal Bayındır Hastanesinde kadın hastalıkları ve doğum uzmanı olarak görev yapmaktayım. Mart 2026 itibariyle de yine aynı hastanede başhekimlik görevini gururla sürdürmekteyim. Kadın doğum uzmanlığını seçmemde; kadın sağlığının her dönemine bütüncül yaklaşabilmek, gebelik ve doğum sürecinde hem anne hem de bebeğin sağlığını birlikte gözetmek etkli oldu. Tıbbi bilgi ve cerrahi becerinin, hayatın en özel anlarından birine eşlik etmekle birleşmesi bu branşı nazarımda çok değerli kılıyor.
Kliniğinizde hangi alanlarda hizmet veriyorsunuz?
Hastanemizde kadın hastalıkları ve doğum alanında oldukça geniş bir yelpazede hizmet veriyoruz. Gebelik öncesi danışmanlıktan başlayarak gebelik dönemi, ayrıntılı ultrason ve tarama testleri, riskli gebeliklerin takibi ve yönetimi, normal ve sezaryen doğum süreçlerini takip ediyoruz. Bunun yanında jinekolojik hastalıkları tanı ve tedavisi, adet düzensizlikleri, poliklistik over sendromu, menopoz ve kadın sağlığı ile ilgili problemlerde de hastalarımıza hizmet veriyoruz. İnfertilite yani çocuk sahibi olmakta güçlük yaşayan çiftlerin değerlendirilmesi ve gerekli tedavi süreçlerinin planlanması da hizmet alanlarımız arasında. Ayrıca jinekolojik cerrahi gerektiren durumlarda hastanın ihtiyacına uygun açık ya da kapalı cerrahi tedavileri planlıyor ve uyguluyoruz. Yine son zamanların popüler konusu olan genital estetik alanında da son derece yüz güldürücü tedavi seçeneklerini değerli hastalarımıza sunuyoruz. Buradaki temel yaklaşımımız; yalnızca hastalığı tedavi etmek değil kadınların hayatlarının her döneminde ihtiyaç duydukları sağlık hizmetine güvenilir, bilimsel ve kişiye özel bir yaklaşımla ulaşabilmelerini sağlamak.
Kadın sağlığında düzenli kontrollerin önemi çoğu uzmana sorun ortaya çıktığında fark ediliyor. Kadınların yaş gruplarına göre yaptırması gereken temel kontroller nelerdir?
Aslında kadın sağlığında en önemli noktalardan biri herhangi bir şikâyet ortaya çıkmasını beklemeden yaşa ve kişisel risklere uygun kontrollerin yapılmasıdır. Çünkü birçok kadın hastalığı erken dönemde herhangi bir belirti vermeyebilir. 20’li yaşlardan itibaren düzenli kadın doğum muayenesi kişinin öyküsüne ve risklerine göre değerlendirme ve cinsel aktif kadınlarda rahim ağzı kanseri taraması önem kazanıyor. 30’lu yaşlarda bu kontrollerin yanı sıra gebelik planlaması, doğurganlık hormonal problemler ve kişinin ailesel riskleri de değerlendirilmelidir. 40’li yaşlardan itibaren meme sağlığı ve meme kanseri taramaları daha da önem kazanıyor. Yine 40’lı yaşların sonlarına doğru menopoza bağlı şikayetlerin ortaya çıkması nedeniyle bu dönemdeki hastaların menopoza bağlı değişiklikler konusunda bilgilendirilmesi ve bu dönemde yalnız bırakılmaması gerekir. 50 ve sonrasında ise menopoz, kemik sağlığı, kalp damar hastalıkları ve diğer yaşa bağlı risklerin değerlendirilmesi ön plana çıkıyor. Ancak burada tek bir takvimden söz etmek doğru değil. Yaşın yanında aile öyküsü, genetik riskler, daha önce geçirilmiş hastalıklar, gebelik ve doğum öyküsü gibi birçok faktör tarama programını değiştirebilir. Bu nedenle kadınların kendilerine uygun kontrol planını hekimleri ile birlikte belirlemelerini öneriyorum. Erken tanı birçok hastalıkta tedavi başarısını önemli ölçüde artırıyor.
Günümüzde kadınların en sık karşılaştığı jinekolojik sorunlar hangileri? Hangi belirtiler kadınlar tarafından nasıl olsa geçer denerek göz ardı edilmemelidir?
Polikliniğime gelen hastalar arasında en sık karşılaştığım sorun adet düzensizlikleri oluyor. Bunu vajinal akıntı ve koku yaşayan hastalar, ağrılı adet görmeler, polikistik over sendromu, miyomlar, yumurtalık kistleri, endometriozis ve menopoz dönemine bağlı şikayetler takip ediyor. Tabii ki gebelik planlaması ve kısırlık sorunları yaşayan hastalar da oldukça sık şekilde polikliniğime geliyor.
Kadınların bazı belirtileri normalleştirmemesi gerektiğini düşünüyorum. Adetlerin belirgin şekilde düzensizleşmesi (21-35 gün), normalden çok daha uzun sürmesi (3-7 gün), adet dışında ya da ilişki sonrasında kanama, tekrarlayan veya şiddetli kasık ağrısı, cinsel ilişki esnasında ağrı, kötü kokulu veya alışılmadık vajinal akıntı ve menopoz sonrasında meydana gelen herhangi bir kanama durumlarında mutlaka hekime başvurulmalıdır. Özellikle menopoz sonrası kanamayı kesinlikle "Bir kerelik oldu, geçer" diye düşünmemek gerekir. Her belirti ciddi bir hastalık anlamına gelmez; ancak erken değerlendirme hem basit ve tedavi edilebilir sorunların ilerlemesini önlemek hem de önemli hastalıkları erken yakalamak açısında oldukça değerlidir. Yine menopoz dönemindeki ve hatta doğurganlık çağındaki birçok kadında gördüğümüz idrar kaçırma sorunu da, "Herkesin başına geliyor, bununla yaşamayı öğrenmeliyim" demeden tedavi için hekime başvurulması gereken durumlardandır. İlişki esnasında zevk alamama, ilişkide ağrı, ilişki esnasında gaz çıkarma gibi konuşulmaya çekinilen durumların da biz hekimler ile rahatlıkla konuşulup çözüme kavuşturulması gerekir.
Adet düzensizliği, ağrılı adet, pkos, miyom ve endometriozis gibi problemlerde erken tanı neden önemlidir?
Bu problemlerin birçoğu yalnızca fiziksel şikayetlere neden olmakla kalmıyor; kadınların günlük yaşamını, iş ve sosyal yaşamını, psikolojik iyi oluşunu da önemli ölçüde etkilebiliyor. Erken tanı burada çok önemli; çünkü altta yatan nedeni ne kadar erken ortaya koyarsak, hastaya o kadar erken ve kişiye özel bir tedavi planı oluşturabiliyoruz. Örneğin endometriozis ve miyomlarda gecikmiş tanı, uzun süreli ağrıya ve bazı hastalarda doğurganlık ile ilgili problemlere yol açabilir. Pkosta ise yalnızca adet düzensizliğine odaklanmayıp, uzun vadede metabolik açıdan oluşturabileceği riskleri de değerlendirmek gerekiyor. Dolayısıyla kadınların, "Adetim zaten hep düzensiz" veya "Her ay ağrım oluyor, ağrısız adet olmaz ki zaten, bu durum normal" diyerek şikayetlerini kabullenmemeleri ve üzerine gitmeleri çok önemli. Vücudun verdiği sinyalleri erken dönemde değerlendirmek hem yaşam kalitesini korumak hem de ileride oluşabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşıyor.
Gebelik planlayan bir kadının hamilelik öncesinde yapması gerekenler nelerdir? Gebelik öncesi muayene neden önem taşıyor?
Gebelik planlayan bir kadının mümkünse gebelik planlamadan önce kadın doğum uzmanına başvurmasını öneriyoruz. Gebelik öncesi muayenede birkaç temel noktayı birlikte değerlendiriyoruz:
Genel sağlık durumunu değerlendiriyoruz: Geçirilmiş hastalıkları, kronik rahatsızlıkları, önceki gebelik ve doğum öyküsünü ve düzenli kullanılan ilaçları gözden geçiriyoruz.
Gebelik tetkikleri planlıyoruz: Kan değerlerini, kan grubunu ve kişinin durumuna göre enfeksiyonlara karşı bağışıklık durumunu değerlendiriyor, gerekli gördüğümüzde ek tetkikler planlıyoruz.
Folik ait desteğini başlatıyoruz: Gebelikten önce folik asit kullanımını öneriyoruz. Böylece bebeğin özellikle nöral tüp gelişimi açısından oluşabilecek riskleri azaltmayı hedefliyoruz.
Aşı ve bağışıklık durumunu değerlendiriyoruz: Gebelik öncesinde tamamlanması gereken aşıları ve bağışıklık durumunu kontrol ediyor, gerekli durumlarda aşılamayı gebelik öncesinde planlıyoruz.
Beslenme ve yaşam tarzını düzenliyoruz: Anne adayının beslenmesini ve kilo durumunu değerlendiriyor; düzenli fiziksel aktiviteyi, sigara ve alkolden uzak durmayı öneriyoruz.
Kullanılan ilaçları gözden geçiriyoruz: Sürekli kullanılan ilaçların gebelik açısından güvenli olup olmadığını değerlendiriyor, gerekiyorsa tedaviyi gebelik planına uygun şekilde düzenliyoruz.
Aile ve genetik öyküyü değerlendiriyoruz: Ailede genetik hastalık, önceki gebeliklerde problem veya tekrarlayan gebelik kaybı gibi durumlar varsa gerekli genetik değerlendirmeleri planlıyoruz. Özetle gebelik öncesi muayeneyi yalnızca gebeliğe hazırlanmak olarak değil, anne ve bebeğin sağlığını korumak ve gebelik sürecindeki olası riskleri daha gebelik başlamadan belirilemek açsından önemli bir fırsat olarak görüyoruz.
Gebelik sürecinde anne adaylarının en çok merak ettiği ve endişelendiği konular neler?
Gebelik, kadınların hayatındaki en özel ve heyecan verici dönemlerden biri olmakla birlikte, birçok soru ve endişeyi de beraberinde getirebiliyor. Özellikle ilk kez anne olacak kadınlarda, yaşanan her yeni belirti, “Acaba normal mi?” veya “Bebeğime bir şey mi oldu?” düşüncesine yol açabiliyor. Anne adaylarının en büyük endişelerinin başında, elbette bebeğin sağlıklı olup olmadığı geliyor. Ultrason kontrolleri, bebeğin kalp atışları, gelişiminin gebelik haftasıyla uyumlu olup olmadığı ve özellikle ilerleyen haftalarda bebeğin hareketleri anne adaylarının yakından takip ettiği konular arasında yer alıyor. Bebeğin hareketlerinde belirgin bir azalma hissedildiğinde ise anne adaylarının mutlaka sağlık profesyonellerine başvurması gerekiyor. Bir diğer önemli kaygı ise gebelikte görülen kanama ve ağrılar. Özellikle gebeliğin ilk dönemlerinde yaşanan lekelenme veya kanamalar anne adaylarında düşük korkusuna neden olabiliyor. Ancak her kanamanın aynı anlama gelmediğini bilmek önemli. Benzer şekilde, gebelik boyunca rahmin büyümesine bağlı olarak zaman zaman kasık ve karın ağrıları görülebiliyor. Burada önemli olan, ağrının şiddeti, süresi ve kanama gibi eşlik eden belirtilerin olup olmadığıdır.
Anne adaylarının sıklıkla merak ettiği bir başka konu da vajinal akıntı ile amniyon sıvısının, yani halk arasında bilinen adıyla su gelmesinin nasıl ayırt edileceği. Özellikle gebeliğin son dönemlerinde bu durum ciddi endişe yaratabiliyor. Devam eden, kontrol edilemeyen ve su gelmesi şüphesi oluşturan durumlarda zaman kaybetmeden hastaneye başvurmak gerekiyor.
Bulantı ve kusma, özellikle gebeliğin ilk aylarında oldukça sık karşılaşılan şikâyetler arasında. Anne adayları çoğu zaman, “Yeterince beslenemiyorum, bu durum bebeğime zarar verir mi?” diye endişeleniyor. Hafif ve orta şiddetteki bulantılar çoğunlukla gebeliğin doğal sürecinin bir parçası olsa da, aşırı kusma ve sıvı alamama durumlarında mutlaka tıbbi değerlendirme gerekiyor. Günlük yaşamda en çok sorulan sorulardan biri de gebelikte ilaç kullanımı. Anne adayları, basit bir baş ağrısı veya soğuk algınlığı durumunda bile ilaç kullanmaktan çekinebiliyor. Bu noktada önemli olan, doktor önerisi olmadan ilaç kullanılmaması ve gerekli durumlarda gebelik için güvenli seçeneklerin hekim tarafından belirlenmesidir.
Beslenme de anne adaylarının yoğun olarak bilgi almak istediği konular arasında yer alıyor. “Ne yemeliyim, ne yememeliyim?”, “Kahve içebilir miyim?”, “Hangi yiyecekler bebeğim için risk oluşturabilir?” gibi sorular oldukça sık karşımıza çıkıyor. Sağlıklı, dengeli ve kişiye uygun bir beslenme düzeni hem anne hem de bebek sağlığı açısından büyük önem taşıyor.
Gebeliğin ilerleyen dönemlerinde ise endişeler genellikle erken doğum belirtileri, tansiyon yüksekliği, gebelik zehirlenmesi ve doğum süreci üzerinde yoğunlaşıyor. Karında sık ve düzenli kasılmalar, su gelmesi, şiddetli baş ağrısı, görme bozukluğu veya ani gelişen şişlikler gibi belirtilerin ihmal edilmemesi gerekiyor.
Son haftalara doğru anne adaylarının en sık düşündüğü konulardan biri de doğumun nasıl gerçekleşeceği oluyor. Normal doğum mu, sezaryen mi, doğum sancısı nasıl başlayacak, epidural anestezi uygulanabilir mi ve ne zaman hastaneye gidilmeli gibi sorular bu dönemde daha da artıyor. Ben anne adaylarına her zaman şunu söylüyorum; gebelikte bilgi sahibi olmak kaygıyı azaltır ancak internetten edinilen her bilgi doğru ve kişiye uygun olmayabilir. Her gebeliğin kendine özgü olduğunu unutmamak ve endişe duyulan durumlarda mutlaka takip eden hekimle iletişime geçmek en doğru yaklaşımdır.
Sağlıklı bir gebelik süreci için düzenli doktor kontrollerinin aksatılmaması, anne adayının bedenindeki değişiklikleri tanıması ve hangi durumlarda sağlık kuruluşuna başvurması gerektiğini bilmesi büyük önem taşıyor. Sağlıklı bir gebelik takibinin temelinde, gebeliğin erken dönemde tespit edilmesi ve düzenli hekim kontrollerinin yapılması yer alır. Anne adayının genel sağlık durumunun değerlendirilmesi, gerekli kan ve idrar tahlillerinin yapılması ve gebelik sürecindeki tarama testlerinin uygun zamanda planlanması büyük önem taşır. Bunun yanı sıra dengeli beslenme, uygun kilo kontrolü, gerekli vitamin ve mineral desteklerinin hekim önerisiyle kullanılması, sigara ve alkolden uzak durulması da sağlıklı bir gebelik için olmazsa olmazlardandır. En önemlisi ise her gebeliğin kendine özgü olduğunu unutmamak ve takip sürecini anne ve bebeğin ihtiyaçlarına göre, düzenli ve kişiye özel şekilde planlamaktır.
Sizce normal doğumun anne ve bebek açısından başlıca avantajları nelerdir?
Normal doğum, anne ve bebek açısından tıbbi olarak uygun olduğunda bizim önceliklendirdiğimiz bir doğum şekli. Çünkü doğumun doğal sürecine müdahale etmeden ilerlemesi hem anne hem de bebek açısından bazı önemli avantajlar sağlıyor. Anne açısından baktığımızda, cerrahi bir işlem olmadığı için doğum sonrası toparlanma genellikle daha hızlı oluyor. Anne daha kısa sürede günlük hayatına dönebiliyor ve hastanede kalış süresi de çoğunlukla daha kısa oluyor. Bebek açısından da doğum kanalından geçiş sırasında akciğerlerin doğum sonrası yaşama hazırlanmasına yardımcı olan doğal bir süreç yaşanıyor. Bunun yanında anne ile bebeğin doğumdan hemen sonra ten tene temas etmesi ve emzirmenin daha erken başlaması da bizim için çok kıymetli. Tabii burada önemli olan normal doğumu her koşulda savunmak değil. Her gebelik kendi içinde değerlendirilmelidir. Anne veya bebeğin sağlığını riske atan bir durum varsa sezaryen doğum en doğru ve güvenli seçenek olabilir. Bizim için önemli olan doğum şeklinin ne olduğu değil, anne ve bebeğin bu süreci sağlıklı ve güvenli bir şekilde tamamlaması.
Anne adaylarının normal doğum konusundaki kaygıları nasıl yönetilebilir?
Aslında anne adaylarının normal doğumla ilgili en büyük korkusunun ağrı olduğunu görüyoruz. Bunun yanında doğumun ne kadar süreceği, doğum sırasında kontrolü kaybetme korkusu ve “Acıya dayanabilir miyim?” düşüncesi de oldukça sık karşımıza çıkıyor. Ben öncelikle anne adayının korkusunu küçümsememek gerektiğini düşünüyorum. Çünkü korku çok doğal bir duygu. Önemli olan, anne adayını doğru bilgilerle bu sürece hazırlamak. Doğumun nasıl ilerleyeceğini, hangi aşamalardan geçeceğini ve ağrıyla baş etmek için hangi yöntemlerin kullanılabileceğini önceden konuştuğumuzda belirsizlik de büyük ölçüde ortadan kalkıyor.
Doğuma hazırlık eğitimleri, nefes ve gevşeme teknikleri, hareket etmek ve uygun pozisyonları kullanmak gibi yöntemler doğum sürecini daha rahat yönetmeye yardımcı olabiliyor. Gerektiğinde epidural gibi ağrı kontrol yöntemlerinden de faydalanabiliyoruz. Ama bence en önemlisi, anne adayının doğum sırasında kendisini yalnız ve çaresiz hissetmemesi. Onun yanında olduğumuzu, süreci birlikte yöneteceğimizi bilmesi çok önemli. Her doğum birbirinden farklı ve amacımız anneye “Korkma, hiç ağrımayacak” demek değil; ağrının ve doğum sürecinin yönetilebilir olduğunu anlatıp, anne adayının kendine güvenmesini sağlamak. Çünkü çoğu zaman korkunun kaynağı ağrının kendisinden çok, neyle karşılaşacağını bilememek oluyor.
'Normal doğum mu, sezaryen mi? sorusunun tek bir doğru cevabı var mı? Doğum şekline karar verirken hangi kriterler göz önünde bulundurulmalı?
Aslında “Normal doğum mu, sezaryen mi?” sorusunun herkes için geçerli tek bir cevabı yok. Ben doğum şeklini bir tercih yarışından ziyade, anne ve bebeğin sağlık durumuna göre verdiğimiz tıbbi bir karar olarak görüyorum. Karar verirken öncelikle bebeğin gelişimi ve pozisyonuna, tahmini kilosuna, plasentanın durumuna, anne adayının genel sağlık durumuna ve varsa gebelikle ilgili risklere bakıyoruz. Daha önce geçirilmiş sezaryen veya rahim ameliyatı olup olmadığı, çoğul gebelik gibi durumlar da bizim için önemli kriterler. Gebelik sürecinde anne ve bebeğin durumunu birlikte değerlendiriyoruz ve doğuma yaklaştıkça bu değerlendirmeyi yeniden gözden geçiriyoruz. Eğer normal doğum için herhangi bir engel yoksa ve anne adayı da bunu istiyorsa normal doğumu destekliyoruz. Ancak anne veya bebeğin sağlığını riske sokabilecek bir durum varsa sezaryen gerekli olabilir. Dolayısıyla benim için önemli olan “Hangi doğum şekli daha iyi?” sorusundan çok, “Bu anne ve bu bebek için en güvenli doğum şekli hangisi?” sorusunun cevabını bulmak. Çünkü doğru doğum şekli, kişiden kişiye değişebilir.
Bir kadın doğum uzmanı olarak, anne adaylarının doğum sürecinde kendilerini güvende hissetmeleri sizce ne kadar önemli?
Bence doğum sürecinde anne adayının kendini güvende hissetmesi, tıbbi takip kadar önemli. Çünkü doğum sadece fiziksel bir süreç değil, aynı zamanda anne adayı için duygusal olarak da çok yoğun bir dönem. Ben anne adayının doğuma girerken “Ne olacak, ne zaman müdahale edilecek, bir sorun olursa ne olacak?” gibi sorularla baş başa kalmasını istemiyorum. Süreci mümkün olduğunca önceden anlatmak, oluşabilecek durumlar hakkında bilgi vermek ve doğum sırasında da iletişimi hiç koparmamak bizim için çok önemli.
Anne adayı kendisini dinleyen, sorularına cevap veren ve gerektiğinde yanında olduğunu bildiği bir ekiple doğuma girdiğinde, süreci çok daha kontrollü ve sakin yaşayabiliyor. Tabii ki her doğumun kendine özgü olduğunu unutmamak gerekiyor; bazen planladığımızdan farklı ilerleyen durumlar da olabiliyor. Böyle zamanlarda da önemli olan, anne adayına ne olduğunu ve neden o kararı verdiğimizi açık ve anlaşılır şekilde anlatabilmek. Benim için iyi bir doğum deneyimi sadece annenin ve bebeğin sağlıklı olması değil; annenin doğum boyunca kendisini değerli, dinlenmiş ve güvende hissetmesi.
Hekimliğiniz boyunca sizi en çok etkileyen ve "iyi ki bu mesleği seçmişim" dedirten bir anınız oldu mu?
Birçok anım oldu tabii ki ancak bunlar arasında asla unutamayacağım ve kendimi şanslı hissettiğim kızımın doğumunu yaptırmam oldu. O zamanlar Kızıltepe Devlet Hastanesinde görev yapıyordum ve eşimin doğumunu İstanbul’da planlıyorduk. Ancak 38 haftada sancıların başlaması üzerine yolculuk yapamadık ve Kızıltepe’de doğum yapma kararı aldık. 40 haftaya kadar bekledik ve suni sancı başlamamıza rağmen doğum eylemi başlamadı ve sezaryen kararı aldık. Tabii cerrahide kuraldır, hastanın yakınlarının mümkün olduğunca ameliyata sokmayız. Ancak o an bunu çok da düşünmedim ve ameliyatı yapmaya karar verdim. Ameliyat sabahı herkes bana; "Hocam iyi misiniz, iyi görünmüyorsunuz, her zamankinden farklısınız" diyordu. Gerçekten de bistüriyi elime aldığımda eşimi ameliyat edemeyeceğimi anladım ve vakada pasif olarak kalmanın en iyisi olacağının farkına vardım. Yüzlerce ameliyat yapan ben o esnada buz kesmiştim ama her şeye rağmen vakayı asiste ettim. Sonrası için tek şartım vardı, kızıma ilk ben dokunmak istiyordum. Kızımın kafasına dokunup, onun doğumunu gerçekleştirmek kelimelere dökemeyeceğim duygular yaşattı bana. O an, ‘iyi ki kadın doğumcuyum’ dedim. Her anında yanında olacağım kızımın ilk anında da ona dokunmak tarifsiz bir histi. Sizin anlayacağınız kızımın ebesi olmuş oldum:) İyi bir insan, iyi bir evlat, iyi bir vatandaş, iyi bir hekim, iyi bir kadın doğum uzmanı olmanın yanında yeni görev yüklenmişti; iyi bir baba olmak.
Ve son olarak; sizin için iyi bir hekim olmanın ötesinde, iyi bir kadın doğum uzmanı olmak neyi ifade ediyor?
Bence iyi bir kadın doğum uzmanı olmak, sadece tıbbi bilgiye ve cerrahi beceriye sahip olmakla sınırlı değil. Elbette bilimsel olarak kendini sürekli geliştirmek, güncel tedavileri takip etmek ve doğru tıbbi kararları verebilmek bu işin temelini oluşturuyor. Ama kadın doğum biraz daha farklı bir alan; çünkü hayatın en özel ve en hassas dönemlerinden birinde kadınların yanında oluyoruz. Bazen bir hastamız bize sadece bir şikâyetle gelmiyor. Beraberinde bir endişesi, bir korkusu, belki uzun zamandır taşıdığı bir hikâyesi oluyor. Özellikle gebelik ve doğum sürecinde anne adayının bize duyduğu güvenin ne kadar kıymetli olduğunu her gün yeniden görüyoruz. Bu nedenle hastayı sadece bir “vaka” olarak değil, kendi hikâyesi ve ihtiyaçları olan bir birey olarak görebilmek benim için çok önemli. İyi bir kadın doğum uzmanı, gerektiğinde doğru müdahaleyi zamanında yapabilmeli ama aynı zamanda ne zaman dinlemesi, ne zaman sakinleştirmesi ve ne zaman sadece hastasının yanında olması gerektiğini de bilmeli. Hastasına “Ben buradayım, bu süreci birlikte yöneteceğiz” duygusunu verebilmeli.
Bir de bizim mesleğimizin çok güzel bir tarafı var; bir tarafta kadınların sağlığıyla ilgili bazen zor ve hassas süreçleri yönetirken, diğer tarafta bir bebeğin dünyaya gelişine tanıklık ediyoruz. Aynı gün içerisinde hem bir hastanın hayatını değiştirecek bir tedavi uygulayıp hem de bir ailenin en mutlu anlarından birine eşlik edebiliyoruz. Bunun sorumluluğu da mutluluğu da çok büyük. O yüzden benim için iyi bir kadın doğum uzmanı olmak; bilgisiyle güven veren, tecrübesiyle doğru zamanda doğru kararı verebilen, hastasını gerçekten dinleyen ve mesleğini insan odaklı yapan bir hekim olmak demek. Ve sanırım meslekte en güzel geri dönüş de şu; Yıllar sonra bir hastanızın sizi görüp “Doktor bey, sizin sayenizde kendimi güvende hissetmiştim” demesi. Bence bütün bu emeğin karşılığı tam olarak bu.
